"ÖLÜM... Herkese BAHANESİYLE gelir"!..

Seni yargılamalarına izin ver. Seni yanlış anlamalarına izin ver. Bırak senin hakkında dedikodu yapsınlar.

Onların görüşleri senin problemin değil. Nazik kalıyorsun, sevmeyi taahhüt ediyorsun ve gerçekliğin serbest.

Ne yaparlar ya da söylerlerse söylesinler.

Boş ver takılma, zaten onlar kendiişlerine geldiği gibi seni anlamayacaklar mı?

Zaten, bu dünya Müslümana zindan değil mi? Yusuf misali.

Uzun gecelerin sabahı olmaz sanılır,

Sevinçle bakılır yine de yarınlara,

Ağarır kızıllaşarak tan,

Kavgalı yılları karlı dağların ardında bırakarak,

Donuk gözyaşlarımız, Hüzünlerimiz var düne ve güne dair…

Boş vermiş gibi davran, üzme kendini/bedenini.

Kimse anıtını dikmeyecek, gönlüne/gömüldüğün ülkeme.

Yeni yıla merhaba dediğimiz şu günlerde, bedenin ve ruhun yeniden dirileşmesi için kendimize şans tanımalı, kendimiz için yaşamayı öğrenmeliyiz en başından!

2020'de Bırakmanız Gereken Üç Önemli Şey;

Herkesi Mutlu Etmeye Çalışmak,

Herkese Güvenmek,

Herkesin İstediği Kişi Olmak...

İnsanların işine yaradığınız oranda iyi olduğunuzun söylendiği, garip Dünyada kimseye kendimizi beğendirmek zorunda değiliz.

En sevdiklerimize bile!

Tecrübeyle sabittir ki,

Ne yaparsanız yapın gün gelir, yapmasaydın olur!..

Dünya’nın kanunu misali nankörlük sarmıştır bencil bedenleri/ruhları.

Hiç ölmeyecekmiş gibi biriktirmek, malı, mülkü, parayı, belayı.

Bırakın onlara tapanların olsun.

Bir kuru ekmek, bir baş soğan, her an karşımıza dikilecek ecele inat emin olun bize yeter, yeterde artar bile.

Dünyevi variyet için değmez bir gönlü incitmeye, kırmaya.

Yakın bir arkadaşım anlatmış, ders vermişti bizlere;

’’Dünyada en çok, çalıştığına inandığım anneciğim ansızın kalp krizinden 58 yaşında vefat etti, bizleri ailece şok etti!

Ben, anneciğimi hiç ölmeyeceğini zannedenlerdendim. O çok güçlü bir insan, ailemizin direğiydi.

En çok o çalışır, tüm evlatlarını çalışmaya teşvik eder, çalışmadan yemeğin olmayacağını bizlere anlatırdı.

Ataerkil bir aile yapımız olmasına rağmen, inanın bizim aile anaerkildi. Babam bile anneciğimin tavsiyeleriyle hareket eder, başarılı olurdu.

Hep isterdi ki, evlatlarım okusun vatana, millete faydalı insan olsun.

1980 yılların anarşik ortamlarından evlatlarını korumak için üstün cabalar sarf etmiş, sokaktan evlatlarını kurtarmak için aile korosu kurabilecek entelektüel birikime sahipti. Her ne kadar ilkokul mezunu olsa da!

Akşamları, yemek sonrası ocak başında Türk sanat müziğinden, Türk halk müziğine kadar tüm ezgileri meşk eder mutlu olurduk.

Bazı akşamlar ise, namaz surelerini koro halinde okur, ezber ederdik.

O yıllarda anneciğimin kastini çok anlamasak da, bu gün anlıyoruz ki, merhum annemiz bizleri, aile içi sosyal aktivitelerle nice belalardan korumuş. 

Beş erkek çocuğunu büyütmüş, üstelik tek başına canhıraş evde savaş tek kişiydi.

Ona rağmen hepimiz, her sabah pırıl pırıl elbiselerle mekteplerimize gitmeyi hiçte ihmal etmezdik. Ancak ne arkadaşlarımız nede öğretmenlerimiz tan vaktiyle uyanan anneciğimin yaşamış olduğu bu telaşeyi görmüyor ve hissetmiyorlardı bile. İşte bu sebepten ötürü olsa gerek; her türlü fedakârlığı isteyerek ve severek yapmasından anneler unutulamıyor!

Hele hele ahırdan eksik olmayan hayvanlarda bu yükün cabası. İki sığır bir dana.

Evimiz, yuvamız pırıl pırıldı.

Dedim ya o, ömrümde en çok çalıştığına inandığım insandı.

Yuvamızda teknolojinin eseri yoktu, sadece uzun dalgalı bir radyomuz, oda polis radyosunu çekerdi.

Bazen radyoda içli türküler çaldığında anneciğimin gözlerinden yaşlar süzülür, anlayamazdım.

Daha sonraları, gurbet için kısa süreliğine Arabistan’a giden babamı özlediğini anlamış/üzülmüştüm.

Fındık ayı (fındık toplama zamanı) geldiğinde, anneciğim ve kardeşlerim üstün gayretlerle fındık toplar ben kaytarırdım!

Hiç beceremezdim bu tip işleri.

Hele fındık hasatından sonra, odun toplamak, taşımak, kesmek ve kışa hazırlık yapmak epeyce meşakkatli olsa da o günlerde oldukça keyifliydi.

Ömrü tarlada, ahırda, ev temizliğinde gecen o yüce insan, ansızın ölü vermiş (hani hiç ölmeyecektin) derecesine bizleri bırakıp gitmişti.’’

Her şey boş her şey yalan!

Anneciğinin kısa ömründen kesit anlatan arkadaşımdan anladığım ve yaşamın tecrübelerine istinaden, sadece kendimiz için yaşamı ön plana almak zorunda olduğumuz gerçeğidir.

Anlatılan yaşanmış hikâyeden de anlaşılacağı üzere;

Ölüm, sebebiyle geliyor ansızın!

Gönlümüzü, Rabbimizin ziyaretine açmalıyız, dualara sığınıp, insanca yaşamalıyız, her ne kadar, mahşeri anlatan kıssalarda, babanın evladından kaçacağını, annenin evladından kaçacağını anlatsalar da, bu gün bizler Dünya’da mahşeri maalesef yaşamaktayız.

Bu gidişatın formatlanıp, Türk İslam gelenek ve göreneklerine göre yeniden tanzim edilmesi gerekmektedir.

Umarım yeni yıl, bizleri ve tüm insanlığı bu denli bencillikten kurtarır.

Yaşamın sadece kendimizden ibaret olmadığını yeniden kavramamıza sebep olur.

Ölüm geldikten sonra ki, kıymet bilmenin hiçbir esprisi yoktur.

Kim ki, anne ve babasına yaşarken iyilikle davranır, bilsin ki, evlatları ’da onlara katbekat iyilik ve lütufla davranan olur.

Nesebini inkâr eden tüm kavimler helak olmuş, mahvolmuştur.

Babanın ahıyla hiçbir evlat abat olmamıştır!

Öz söz;

Ailemiz, Anne ve babamızdan başkasını mutlu etmeye çalışmak beyhudeliktir, yanılgıdır.

Öncelikle kendimizi mutlu edip, sonrası aile ve ebeveynlerimizin mutluluğu için uğraşmalıyız.

İnsanlara gelince, hiçte inanılır gibi değiller.

Selam ve Dua İle

Ne Zaman İnsan Oluruz

‘’Anne ve Babamıza Allah’ın emriyle itaat ettiğimizde’’

YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Karataş
Osman Karataş - 1 ay Önce

Teşekkürler Ersin İbil....