28 Şubat’ın İdarecileri vs. Bugünün Rektörleri

Günlerdir bir rektör mevzusu aldı başını gidiyor. Eleştireni de var, destekleyeni de. Mevzu ilginç bir hal almaya başladı.

Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencilerinin protesto gösterisi, birden her fırsatı değerlendiren abidik gubidik grupların gösterisine dönüştü. Bunu öğrencilerin kendileri de itiraf etti.

Abidik gubidik gruplar diyorum demesine de bu grupların bazılarının terörle bağlantılı olduğunu cümle alem biliyor.

*************

İnsanın gerçekten kanına dokunuyor. Kahraman şehit polisimiz Fetih Sekin’in ölüm yıldönümünde “Katil polis” seslerinin yükselmesine.

*************

Ortalık son günlerde slogan ve dövizlerden geçilmiyor. Ha bir de artık Hashtag diye anılan etiketlerde var, değil mi?

Bunların arasında benim dikkatimi çeken bir ifade var:

Akademide özgürlük!

*************

Üniversite hayatım 1999’da başladı. Akademilerin özgür olduğuna hiç şahit olmadım.

Evet, 28 Şubat döneminde üniversite hayatım başladı. Üniversitelerin o dönemde de özgür olmadığını okuyanlar, çocuklarını okutanlar, üniversite mensupları ve siyasiler çok iyi bilir.

*************

Sakarya Üniversitesi, 28 Şubat Postmodern Darbe Sürecinin en yoğun yaşandığı üniversitelerden biriydi.

Başörtüsü taktıkları için disiplin cezası alan öğrencilerden mi bahsedeyim; her okula girişte onlara yapılan iğrenç muamelelerden mi. Öğrenciye “başörtünü çıkar” dememek için ön kapıda görev almak istemeyen güvenlikçilerden mi.

İkna odaları denilince nedense İstanbul Üniversitesi bilinir. O dönemde SAÜ’de ikna odaları kurulmadı mı? Bayan öğrencilere baskı uygulanmadı mı? Hakaret edilmedi mi?

Evet; kuruldu, uygulandı ve edildi!

O zamanki meşhur yönetim, Rektör İsmail Çallı ve Genel Sekreter Zafer Demir, cellatlarına(yalakalarına da diyebilirsiniz) başörtüsü yürüyüşlerinin videosunu tek tek izletir, kurumda hangi memurun, hangi öğretim üyesinin aile fertlerinin o gösterilerde yer aldığını bulmaya çalıştırırdı.

Cellatlar, bu videoları personele zorla izlettirerek, tanıdıklarını söylemelerini isterdi. Söylemediğinde de her türlü baskıya maruz kalır ya sürgüne gider ya da koridorun ortasına bir masada cezalı bir şekilde mesai bitene kadar otururlardı.

O dönemde yönetim tarafından fişlenenler için bırakın adalet aramayı, selam bile veren yoktu. Korkudan.

Asıl beni rahatsız eden, her fırsatta midemin bulanmasına neden olan ne biliyor musunuz?

Muhafazakar ya da milliyetçi bir kimliğe sahip olup, sırf koltuğunu kaybetmemek için başörtülü öğrenci avına çıkıp, yüzlerce başörtüsü soruşturmasına imza atıp, öğrencilerin ceza almasına, hatta okulla ilişiğinin kesilmesine sebep olan idareciler.

Bahsettiğim bu idarecilerin tamamı koltuğunu kaybetmemek için adeta cellat kesilmiş, birbirleriyle yarışır olmuşlardı: En çok cezayı ben kesiyorum diye.

Ödülü de uzun yıllar idareci olarak kalmak olurdu.

Düşünsenize, adamın eşi başörtülü, kızı başörtülü. Ama koltuk sıcak. Kesiyor cezayı başörtülü öğrenciye. Uyguluyor personeline her türlü psikolojik baskıyı. Sırf kimliğinden ötürü.

O dönem vesayetin icraatlarını yerine getiren, vesayetin cellatlığını yapanlara ses çıkarmayan her kim varsa, bu dönemde korunması, korunmakla yetinmeyip terfi ettirilmesi benim canımı yakıyor.

Nasıl oluyor da bu kadar zulme imza atanlar son 10 yılda dekan oluyor, rektör oluyor. Bürokrasinin en iyi yerlerine geliyor. Aklım almıyor benim.

*********

Şimdi gelelim bir önceki yazıma. Hani dedim ya aklımda deli sorular var Bülent Şengörür ile ilgili diye.

1997 ila 2002 yılları arasında Sakarya Meslek Yüksek Okulu’nda Müdür olarak görev yapan bu zat, nasıl oluyor, SAÜ’de cadı avı sürerken koltuğunda 5 yıl barınabiliyor.

O dönemde hilafsız hiçbir idarecinin cellatlığa soyunmadan o kadar süre SAÜ’de koltuğuna sahip çıkamayacağını, o dönemin şahitleri çok iyi bilir.

Bu zat …

… hiçbir başörtüsü soruşturmasına imza atmadı mı?

… personeline kimliğinden ötürü baskı uygulamadı mı?

… fişlenenlere selam verenleri tehdit etmedi mi?

… 28 Şubat vesayetçilerinin taleplerini yerine getirmedi mi?

Siz verin bunun cevabını.

******

Şimdi anladınız mı, canımın neden yandığını. O gün gözlerini kırpmadan bıçağı vuranlar, bugün hiçbir şey olmamış gibi, üniversitelerin en üst pozisyonlarına geliyorlar ve adaletsiz eylemlerine devam ediyorlar.

Çok merak ediyorum. Bülent bu CV’si ile nasıl rektör oldu diye. Ya da işin için de başka mevzular mı var?

********

Akademik yayınlarını incelediğimde çok ilginç bir isme takıldım mesela.

Recep İleri. O da SAÜ’nün bir ferdi vakti zamanında. Bülent Şengörür uzun yıllar onunla beraber çalışmış. 11 adet ortak çalışmaları var. Anlaşılan baya yakınlar.

Hatta işin ilginç tarafı. 2010 sonrası ikisi de eş zamanlı yükselmeye başlıyor. Bülent Şengörür Kırklareli’ne rektör yardımcısı olurken, Recep İleri’de Bursa Orhangazi Üniversitesi’ne Rektör oluyor.

Tesadüf işte. Yersen.

Yalnız Rektör Recep İleri’nin tekeri çabuk patlıyor. Ne mi oluyor?

Şu meşhur FETÖ malikanesinin konu edindiği ve 15 Temmuz 2016 akabinde Eski Bursa Valisi Şahabettin Harput ile Bursa’nın en büyük FETÖ davasının baş aktörlerinden biri oluyor.

Tam bir komedya.

***********

Son dönemde herkes gözünü FETÖ’cülere dikmiş. Lakin onların taktiklerine yakinen şahit olan, bu taktikleri yönetici oldukları kurumlarda rahatsızlık duymadan tatbik eden ve bu sebeple altındaki personelin devletten soğumasına neden olan FETÖ’cü olmayan idarecileri gözden kaçırıyorlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Şimşek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak MedyaRota Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan MedyaRota hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler MedyaRota editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı MedyaRota değil haberi geçen ajanstır.

04

Vatandaş - ADAHAYAT denilen hiç de hayat olmayan poroje için, Orhangazi cami önündeki tüm parkı, taşıt yolunu ve şehir merkezinde tek wc'yi iptal eden, çevirip inşaata alanına kapatan akıl, hangi akıldır? Şehir merkezini iptal eden akıl hangi akıldır? Yoksa yolu, cami ile uzunçarşı arasına, daracık olan o alaNa almanın, oraya sıkıştırmanın, tarihi camiyi de tarihi çsarşıyı da bitirmenin ön uygulaması mı? İnşaata kendi alanı, hafriyat yapılırken çevrilen alan yetmedi mi? Bu nasıl akıl? Adapazarı belediyesini geçtik, b.şehir idARESİ NEREDE? Hepsinden daha vahim olan ise, basının sessizliği! Nerede halkın sesi basın? Basın belediye idaresinin mi yoksa halkın sesi mi? Hangisi olmalı, olmalıydı?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Ağustos 23:45
03

Fevzettin Itidalli - Maalesef kafası basmayan insanları makam sahibi yaptı ve bunlar hain olarak kullanılan insanlar olduğunun farkında değil. Çünkü dünya sevgisi varsa nasihat fayda etmez.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Temmuz 09:10
02

Salim Düşünce - Geliniz 28 Mayıs' da Millet ile Cumur'u idarede birleştirelim, Kutuplaşmaya son verelim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Mayıs 08:24
01

Akledenler - NİKAHSIZ İLİŞKİLERİ ÖZENDİREN TV. LAR hakkında neden bir değerlendirme, bir ikaz yapmıyorsunuz?Bu aileyi yıkan konuyu da sık sık ele almanız ve iktidarın kontrolünde, mülkiyetinde olan bu tv. lara da güçleri yetmiyor mu diye sormalıyız. Her yanlışına bir gerekçe bulup, aklayan tiroller, bu tv.lara ne diyecek? Öyle ya, hadi hiç bir şey yapamıyorsanız, özel mülkünüz olan tv. ları düzeltin. Yoksa, özel tv. proğramları için de talimatı Rabbimizden mi alıyorlar? Hiç akletmeyecek miyiz? Buna da mı bir gerekçe uyduracağız?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 18 Mayıs 05:50