banner10

banner11

05.05.2020, 09:32

Başımız Neden Sağ Olmalı?

Bir yakını vefat edene ‘’başın sağ olsun’’ diyoruz. Birçoğumuz manasını bilmeden hatta düşünmeden kullanıyoruz. Kaba ve anlamsız bulanlarımızın sayısı da az değil. İtiraf etmeliyim ki bir zamanlar ben de bu gruba dahildim. Peki başın sağ olsun derken ne demek istiyoruz?

 Baş kelimesi eski dilde ‘’yara’’ demek. Sağolsun kelimesi de sagalsın’dan geliyor. Sagalmak ise ‘’iyileşmek’’ demek. Yani görüldüğü üzere deyimimizin sağ olmak ile hiçbir ilgisi yok. Biz aslında başın sağ olsun derken, yaran iyileşsin diyoruz. Ne kadar ince değil mi?

 Duygularımızı bile ifade etmeyi aslında pek beceremiyoruz ve farkında değiliz. Bir duygu ifade biçimi olarak ‘’moralim çok bozuk’’ dediğimizde -moral kelimesi Fransızca bir kelimedir ve ahlak demektir- ahlakım çok bozuk demiş oluyoruz! Yahut içimiz kan ağlasa bile, büyük bir endişe, keder barındırsak bile; depresyondayım, stresliyim ya da üzgünüm’den öteye geçemiyoruz. Başka şekilde tarif edemiyoruz. Gam, keder, ıstırap, hüzün, kasvet, elem, kahır, efkar, tasa, dert... Tüm bu kelimeler bize aitken yerine genel ve yabancı bir ifade kullanıp geçmeyi tercih ediyoruz. Halbuki bu kelimelerin her birine karşılık gelen his farklı. Ayrımını bile bilmiyoruz.

Geçenlerde bir yazımda, bir toplumu yok etmek istiyorsanız o toplumun ailesini dağıtın demiştim. Bir yolu daha var, lisanını bozmak..

Maalesef toplumsal hafızamızı koruyamadık. Toplumsal hafızamızın büyük bir kısmını ise lisanımız oluşturmakta. Bize de en büyük zararı toplumsal hafızamızı sömürgeleştirerek verdiler. Çünkü bunu başardıklarında, yönetimi yahut toprağı sömürgeleştirmelerine gerek kalmıyor.

Sömürgeleşmenin en yıkıcı sonucu ise, o toplumun zamanla kendisine, sömürgecilerin gözüyle bakmayı başlaması oluyor. Düşününce çok çarpıcı değil mi? Öyle oldu sanki bizde de. Doğrularla yanlışlar yer değiştirdi. Neye, nereden ve kime göre bakacağımızı şaşırdık. Engel olmanın tek yolu ise topraklarımızın tarihine, edebiyatına, kültürüne, en çok da kelimelerine sahip çıkmaktı. Büyük ölçüde yapamadık. Peki artık çok mu geç? Evet geç, ama imkansız değil. 

Koronavirüs süreciyle birlikte, elimizdekiler yetmiyormuş gibi her yanımız yabancı kelimelerle doldu. Üstüne de biz katletmeye devam edip kelime uydurur olduk. ‘’Bulaş.’’ Bulaş nedir Allah aşkına? Bulaş- bulaşma? Sizin de her duyduğunuzda tırmalamıyor mu kulaklarınızı?

Pnömoni, entübe, peak yapmak, epidemi, pandemi, mortalite, filyasyon... Sanki kırk yıldır bizimle yaşayan kelimelermiş gibi girdiler dünyamıza. Oysa pnömoni değil zatürre idi; entübe edilen hasta değil solunum yoluna tüp yerleştirilen hasta, peak değil zirve idi. Epidemi değil salgın, pandemi değil yeryüzü salgını idi. Mortalite değil ölüm oranı, filyasyon değil kaynağı araştırma mesela... 

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’ndan koronavirüsle ilgili kelimelerin bazıları için öneriler geldi ve bize biraz da olsa düşüncelerimizde yalnız olmadığımızı hissettirdi. Fakat elbette yetmez. Türkçemiz ‘’entübe’’ edilen hastalar arasına adını yazdırmadan, umarım Türk Dil Kurumu da bizlere en kısa zamanda varlığını hatırlatır ve konuyla ilgili bir faaliyet de kendilerinden gelir.

‘’Amaan sen de!’’ Diyorsak bu satırları okurken, yukarıda bahsettiğim sömürgeleşme sürecini tamamlamış, kendimize onların gözüyle bakmaya başlamışız demektir.

 Kelimeler sadece konuşmaya yaramaz; kelimelerimizle düşünürüz aynı zamanda. Ya da mesela, Çince bilmeyen birinin kurduğu hayalde yahut gördüğü rüyada insanlar su gibi Çince konuşabilir mi? Kelimelerimizle hayal kurarız. Kelimelerimizle rüya görürüz. Kelimelerimizle dua ederiz. Hepsi bozulur kelimelerimiz bozuldukça.

Meselemiz bir tek lisan da değil. Çok fazla yaramız var. Tarihten, edebiyattan, kültür-sanattan aldığımız yaralar. Sonra, insanın insandan aldığı yaralar. Bunlar zaten hep vardı. Şimdi ise salgınla beraber, kelime tahribatına ilaveten bir de farklı bir ruhsal tahribat sandalye çekmeye çalışıyor diğerlerinin yanına.

Türkçemizin yanında ruhumuzun da bu süreçten yara almadan çıkmasını sağlamamız gerek. Eğer yara alırsa da hiç vakit kaybetmeden yüzleşmek gerek. Ve lütfen mümkünse diğer yaralarımızla birlikte...

Fark ettiniz mi yarayı sarmaktan bahsetmedim, yarayla yüzleşmekten bahsettim. Yarayı sarmak yaraya saygısızlıktır. Yarayı iyileştirmez, yalnızca gizler. Yüzleşelim ki iyileştirebilelim. Yaraların iz bırakmadan iyileştikleri pek söylenemez fakat bu kötü bir şey değil, izler bize yol gösterir. İyileşelim;
izlerimiz de rehber olsun bize, ne güzel.

Velhasıl, bizim deyim ne güzel bir temenniymiş ya hu, değil mi? Ölümle ilişkilendirilmemeliymiş sadece.

Yaralarımız iyileşmeli sevgili okur...

Sıhhatle kalın.

Yorumlar (19)
SametK 1 yıl önce
Eline diline yüreğine sağlık tek solukta okudum harikaydı
Ceyda P. 1 yıl önce
Öncelikle bu konu ile ilgili bir yazi yazmaniz gerçekten takdir edilmeli, Zeynep Hanim kaleminize, emeğinize sağlık. Yazi ile ilgili eklemek istediğim hususlar var , ne oldu da biz bu aşamaya geldik, arkasındaki sebepler neler, birazcık sorgulayalim kendimizi. Herkese bir ipucu: Ekonomik sistemler, toplumsal hayata, yaşayış biçim ve tarzlarına yön verirler... Sağlıklı günler...
Krygztk 1 yıl önce
Makalelerin ve söyleyişlerin gitgide azaldığı günümüz çağında yazmış olduklarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Başarılar...
Anonim 1 yıl önce
Dilimizle dinimizle yaşam tarzlarımızla oynayarak bizi yabancılaştırıyorlar. Umarım şu yozlaşma bir'an önce durur..
Berrin 1 yıl önce
Yıllarca TDK başında A.Dilaçar vardı,bir kelime için lügat i açtığımızda, aradığım kelimenin tarifinin yanında hep bu ismi gördük yıllarca.Herhalde bu zatın adı, Arif veya Adil diye düşünürdüm hep.Yillar sonra öğrendim ki adı AGOP muş.Bilmem anlatabildim mi?
Hamide 1 yıl önce
Zeynepciğim Harika anlatmışsın canım seninle gurur duyuyorum.
Ahmet Bilgili (Pılığ) 1 yıl önce
Ne güzel ifade etmişsin yanlış bilinen bir deyimi. Kalemin hep velût olsun. Sen yaz, biz okuyalım.
Faruk 1 yıl önce
Kaliteli yazı
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın
25°
kapalı
Namaz Vakti 19 Haziran 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30