ÖLÜMDE VAR ÖLÜM

Günümüz siyasetçileri, kallavi iş adamları, esnafları, bürokratları, sendika başkanları, ülkemizi yönetenler, ez cümle ümmet-i Muhammed’e atfen.

Sözün hikâyesi ise şöyle: Hz. Ömer, halife olduğu gün bir adamı yanına çağırıyor, her gün sabah yanına gelip “ya Ömer ölüm de var” demesini istiyor.

Aradan yıllar geçiyor. Halife adama artık gelmemesini söylüyor. “Bu sabah aynaya baktım, sakalıma ilk ak düşmüş. Bana ölümü hatırlatan bir şey var artık.”

Hz. Ömer, Araplarda kadîm bir gelenek dâhilinde, belirli bir ahlâkla Müslüman oluyor. Halifeliği süresince devlet işlerini görürken devletin mumunu, kendi işlerini görürken kendi mumunu yaktığı biliniyor.

Ayrıca İslam’ın muktedir olmasından önce, Müslüman olmayanların kalplerini İslam’a ısındırmak için belirli aşiretlere zekât veriliyor [Müellefü’l Kulûb].

Bir gün yarımadanın doğusundan bir aşiret reisi parasını almaya geliyor. Ömer, “onca zaman geçti, daha Müslüman olmadınız mı?” diyerek, sünnet ve kural olmasına rağmen, parayı vermiyor, üstelik bu paranın verilmesini yasaklıyor.

“Fırat’ın kenarında bir kuzuyu bir kurt kapsa, Allah bunun hesabını benden sorar.” diyen de o. Fırat’ın kenarındaki halka neler yapıldığı biliniyor.

Mumlar karışmışsa, suyun kenarında kuzular katlediliyorsa, o su kan banyosuna dönmüşse, işler, gene rant ve yağma konusunda ehil olana teslim ediliyorsa, burada nasıl İslam’dan söz edilebilir?

Muhalif bir dil tutturanlara ise AK Partinin düzenindeki çatlakları örtmek, oraları kapatmak ve düzeninin sürekliliğine katkı sunmak düşüyor.

Hizalananın hizada tutulması gerekiyordu zira. Bu hizalanma da hayatiyet, beka, hayatta kalma adına gerçekleşiyor, söylemleri ne kadar içten ve samimi?

Ülke için her dönem seçimleri hayati önem arz ede gelmiştir.

Lakin bu günlerde yerel seçim olmasına rağmen, fırtınalar kopartılması mantıklı mı?

Seçmenler iki tercihe maruz bırakılmış, Cumhur ittifakı, Millet İttifakı diye, peki kardeşim iyi güzelde, bu ittifak partilerinin hepsi Türkiye Anayasasına göre kurulmadı mı?

Kurulduysa bu ittifak mensubu partilerin, muhalefette olanları nasıl oluyor da akla ziyan eleştirilere maruz oluyor.

Bu haksızlık, bu kul hakkı değil midir?

İktidar uğruna bu denli insanları ötekileştirmeye, ayrıştırmaya, birbiriyle düşman etmeye değer mi?

Nüfusunun %97 sinin Müslüman olduğu iddia edilen ülkemizde ki bu gidişat nereyedir.

Saltanatın Sultan Süleyman’a bile  kalmadığı bu dünyada ki, beyhude davranışlar nicedir.

Acilen toplumun, tüm bireylerini birleştirici bir dil icat edilmelidir. Her dönemden daha çok bu dönem uzlaşıya ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz.

Ayrıştıran dil, toplumda orta vadede tamir olmaz tahribatlara sebep olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, Ak Partilide, CHP’lide, Saadet Partilide, Büyük Birlik Partilide, MHP’lide bu ülkenin legal partileridir.

Tarafları ise bu ülkenin kadim bireyleri, sadık Vatanperver vatandaşlarıdır.

Bunca yıldır olan seçimler gibi bu seçimde gelip geçecek, yine bizler ayrıştırdığımız itham ettiğimiz komşularımızla, ilçe ve ildeki hemşerilerimizle ortak sıkıntılarımızla mücadele edeceğiz.

Özetle sel gidecek, biz kumu kalacağız.

Yarın Mahşerde yaptığımız tüm ithamlardan, suizanlardan, kırdığımız kalplerden , incittiğimiz gönüllerden soru sula biz çekileceğiz .

Mahşerde tarafı olduğumuz parti, lideri emin olun bizim kurtarıcımız, himmet eyleyenimiz olmayacaktır.

Gün kalpleri onarma, kırılan gönülleri fetih günüdür.

İslam’ca duruşta bunu gerektirmektedir.

Çünkü ölüm var, ölüm gibi bir gerçek var.

“Hayat savunusu” ile ilgili dil de bu düzeni besliyor, ona eklemleniyor. Ölümün eşitleyici diliyle konuşmayan bir dava, hak dava olması mümkün değildir.

 “Onlar İslam hırkasını ters giymişlerdir.” derken İmam Ali tam da Peygamber sonrası İslam'ın ezilen, mazlum, yani Mustazaflardan nasıl uzaklaştığını, Peygamber'e eziyet eden Mekke'nin 9’lu çetesinin  Müslümanlığına döndüğünü anlatmıştır.

Günümüz Türkiye politikalarında bu durumu yaşamamalıyız, bizler  bu şekilde yönetilmeye, karalayıcı dil modeline buna layık değiliz.

Kur'an’daki ayetlerden yola çıkarsak, İslam ezilenin, mazlumun, yani Mustazafların yanındadır.

Kuran'da şöyle demektedir;

“Altın ve gümüşü biriktirip de bunları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!”

[9/Tevbe Suresi, 34]

“Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.”

[44/Duhan Suresi, 25]

“Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!”

[104/Hümeze Suresi, 1-2]

Allah ve tağutun zıtlığı.

Eşraf, haddi aşanlar; hâkim gücün sınıfsal üssü yani firavunlaşma.

Sınıfsal sorumluluk açısından dinin tarifine gelince;

“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, öksüzü iter, kakar. Yoksulu doyurmaya önayak olmaz...”

[107/Maun Suresi,1-4]   

Yazdığımız Ayetler gibi bir çok örnek Ayette yazabiliriz. Bu mübarek Ayetlerin lütufkâr ışığı gölgesinde, aklımızı başımıza toplamak için daha ne bekliyoruz.

Politika insanı kandırma, kendi nefsine hizmetkar kılma sanatıdır, vaz gecelim.

Hz. Peygamberimizin Mesleği Olan Siyaset Yapalım.

Selam Ve Dua İle

Ne Zaman İnsan Oluruz

’’adaletle hükmettiğimizde’’

YORUM EKLE