SÖZLEŞMELİLER GELİYOR! EŞLERİN GÖZÜ YAŞLI…

Anadolu, insanıyla, doğasıyla, oluşturduğu kültürel yapısıyla farklı bir coğrafya… Hem evladını vatana kurban olsun diye kınalar, cepheye yollatır; hem de arkasından ağıtlar yakar, kendi ağlar, milleti ağlatır… Dilimizde mırıldandığımız ya da dinlediğimiz türkülerimiz bir bakıma yaşanmışlıkların ve hayatın içinden kesitlerin oluşturduğu cümlelerdir…

Şimdi bunları neden yazdım… Gelelim, sadede…

Bu sıralar gerek sosyal medyamda gerekse mailime ve şahsıma mesaj yoluyla ulaşan çok sayıda mesaj veya anekdotlar sonrası bu yazıyı kaleme almak istedim…

Özetle üç farklı ana başlık altındaymış gibi gözüken lakin hepsinin de mağduriyet kelimesinin ortak paydası olduğu, birbirinden farkı bulunmayan eğitim sistemimizin olmazsa olmazı kabul edilen, eğitimcilerimiz… Toplumsal sınıf farklılıklarını reddetmiş bir kültürün varisi olan bizler, kalkınmanın ön şartı kabul ettiğimiz Milli Eğitimi emanet ettiğimiz eğitimcilerimizi böldük, birbirine yabancılaştırdık, aralarında sınıfsal farklılıklar oluşturduk… Tabir caizse İngilizlerin o meşhur böl, parçala mantığını eğitimcilerimize uyguladık… Ondan sonra dövünmeye başladık, eğitimde neden başarılı olamıyoruz diye…

Allah aşkına…

Aynı sistem içinde, aynı görev tanımı içinde çalışanlar, “Sözleşmeli Öğretmen”, “Ücretli Öğretmen”, Pictes Öğretmeni” gibi farklı isimlerle tanımlanabilir mi? Farklı farklı ücretlere, farklı farklı yönetmelik veya kurallara bağlanabilir mi? Aynı kurumda çalışan, aynı odayı paylaşan ancak birbirine yabancı meslektaşlar…

Hepsi yaşadıkları mağduriyetle ilgili seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Sözleşmeli öğretmenlerimiz için, bozulan aile bütünlüğünün getirdiği moral bozukluğu içinde bir yandan çocuklarının geleceği, bir yandan eşlerinden uzakta kalmanın verdiği huzursuzluk; diğer yandan işi ile aşı arasında sıkışmışlığın oluşturduğu tedirginlik…

Ücretli Öğretmenlerimiz için ise, neredeyse devletin diğer kurumlarda uygun görmediği çalışma koşullarına ilişkin kendisinin ücretli öğretmen uygulaması kabul edilebilir olmaktan çok öte… Bu konuda son dönemde Bakanlığımızın en azından bir ahde vefa örneği olarak değerlendirilebilecek belli şartlar dâhilinde, öğretmen ataması içinde ki beş bin ücretli çalışan öğretmene öncelikli yer vermiş olması kayda değer teşekkür olmuştur… Bu arada ücretli öğretmenlerimizden yaklaşık 1200 tanesi halen Bakanlık tarafından verilen sözün yerine getirilmesini, yani atanmayı bekliyor.

Pictes Öğretmenliği ise, ülkemizin tarihi sorumluluğu içinde, kardeş coğrafyanın mazlum insanlarına uzattığı yardım elinin neticesinde oluşmuş bir projede büyük fedakârlıklarla görev yapan, atanamamış öğretmenlerimizin oluşturduğu sayıları binleri bulan öğretmenlerimizden oluşuyor. Bu öğretmenlerimizde gelecek kaygısı ile görev yapıyorlar… Bakanlığımızın bu öğretmenlerimizin kurumlarında daha huzurlu çalışmalarını sağlayacak, hani proje kapsamında birkaç yıl geçici statü ile değil de, verdikleri emeği mesleğe dönüştürülmesi anlamında yapacağı bir düzenlemeye ihtiyaç var.

Velhasıl-ı Kelam…

Neredeyse her 24 Kasım Öğretmenler gününün değişmez cümlesi haline gelen Öğretmenlik Mesleği kutsallığı, cümleler üzerinde değil, uygulamalar ve değerler üzerinden olmalıdır. Endişem, zaman içinde Anadolu’ da öğretmenlerimizle ilgili ağıtlar yakılmaya başlanabilir… Benden söylemesi… Ağıtlar yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşır…

Bir düşünün…

Hey sözleşmeli sözleşmeli

Sözleşmeliler gidiyor

Eşlerin gözü yaşlı

                   Hem gidiyom hem gidemiyom

                   Devlet vazife verdi

                  Hem seviniyom hem ağlıyom

 

Yukarıda ki mısraları ben gelişine, bir türkümüzü sadece okuduklarım üzerinden uyarladım… Bir de yaşayanların yüreklerine dokunmak lazım… Bence Bakanlık daha önce öğretmenlerimize dokunsun, sıkıntılar çözülsün…

Eğer Anadolu, Bakanlıktan önce davranır da ağıtlar yakarsa, varın ötesini siz düşünün…

 

 

 

 

YORUM EKLE