2018 EĞİTİME BAKIŞ İZLEME VE DEĞERLENDİRME RAPORU

Eğitim Bir Sen’in 2016’dan bu yana geleneksel hale getirerek her yıl yayınladığı güzel bir çalışma olan ”İzleme ve Değerlendirme Raporu’nu” okuyor ve inceliyorum… Rapor beş bölümden oluşuyor. “Eğitime Erişim ve Katılım”, “Eğitim Çıktıları”, “Öğretmen ve Okulların Yetkileri”, “Eğitim-Öğretim Ortamları” ve “Finansman”… Her biri dikkat çeken, birbirinden değerli beş başlık…

O da ne? ...

Uzun zamandır peşinde olduğum, merak ettiğim cevabı buldum…

Tamam, iyi niyetten zerre şüphemiz yok, hatta ülkemizin eğitim politikalarında özellikle de son dönemlerde hem yönetim kademelerinde hem de mevzuatlar anlamında yaşanan değişikliklerin temelinde, eğitimde başarıya ulaşma amacı olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bazıları isabet kaydedilerek Bakanlığın artı hanesine yazılırken, bazılarından da bekleneni karşılamadığından bir müddet sonra vazgeçildiğini görüyoruz...

Eyvallah!

Vazgeçilmiştir vazgeçilmesine de yaz-boz tahtası gibi “kısa süreler içinde bu kadar değişikliğe gitmek, mesela neredeyse her sene yeni yeni yönetici atama yönetmelikleri oluşturmak, üniversiteye veya liselere giriş sistemlerini değiştirmek, abartılı değil mi?

Sistemin eksikliklerini, aksayan yanlarını gördüğümüzde tamamlamak yerine neden toptancı bir yaklaşımla tamamen ortadan kaldırmaya çalışıyoruz?

İşte bu soruların cevaplarını buldum… Yapılan değişiklikler, ne Milli Eğitim Bakanlığı’nın ne de herhangi bir kurumun veya birimin ortaya koyduğu verilerin olumlu veya olumsuz değerlendirilmeleri sonucunda değil de, tamamen deneme yanılma şeklinde oluşturulan adımlarmış… Yani sık sık eleştirdiğimiz, “bu kadar da olmaz ki dediğimiz”,  alandan uzak, “Bürokratik Oligarşi” masasının çalışmalarının sonuçlarını ortaya koyacak sağlıklı izleme ve değerlendirme konusunda da eksiklik yaşıyormuş…(2018 İzleme ve Değerlendirme Raporu, s.19)

Okumaya devam ediyorum…

Raporda ilginç, ilginç olduğu kadar dikkatimi çeken bölümlerden biri de: “Türkiye, OECD içerisinde en katı merkeziyetçi eğitim sistemine ve dolayısıyla en güçsüz okul yapısına sahip ülkedir. Türkiye’deki aşırı merkeziyetçi idare anlayışı dolayısıyla okul müdürü ve öğretmenlerin yetkileri oldukça kısıtlamıştır” ifadesi… (Ülkemizde kararların %8’i okul ve yerel düzeyde alınırken, OECD ülkelerinde bu oran %47).

Hani, devamlı okullarımızın bulunduğu yerleşke içinde köklü olmasını, kendine has okul kültürü oluşturmasını istiyoruz ya… Okullarımızın, okullarımızı yöneten idarecilerimizin ve öğretmenlerimizin kendi çevrelerinde oluşturacağı yetkinliği, etkinliği hatta rol model oluşturma ile oluşacak saygınlığı, belki de aşırı merkeziyetçi uygulama yok etmiştir, ne dersiniz.

Merkeziyetçi uygulamanın oluşturduğu, muhatapları tarafından ne olduğu anlaşılamayan ve günü kurtarma girişimleri olarak da değerlendirilen uygulamalardan diğer ikisi de, sözleşmeli öğretmenlik ile temel liseler meseleleri ve bu iki mesele de maalesef halen güncelliğini korumakta…

Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması temelde iş güvencesinin arkasını dolaşarak, 15 Temmuz işgal girişimine karşı oluşturulmak istenen güvenlik kalkanı olarak tasarlanmışken; git gide, özellikle belli coğrafi bölgelerdeki eksik olan öğretmen istihdamı tamamlama yöntemine dönüşmüştür. Temel liseler ise, 2017-2018 yılı itibari ile 972 sayısına ulaşmışlardır. Mevcut öğretmen ve öğrenci sayılarını göz önünde tuttuğumuzda, 2018-2019 yılında kapatılmaları öngörülen temel liselerin kapatılmaları da artık mümkün görülmemektedir.

Yine raporda göze çarpan konulardan birisi de, tekli eğitime geçilmesi ile ilgili veriler…  Verilere göre 2008 yılında 45 bin 969 olan derslik sayısı, 2017 yılına gelindiğinde 65 bin 568’ e yükselmiştir. Tabi ki bu önemli bir gelişmedir. Ancak, bölgeler arasındaki derslik sayısı dağılımının eşitsizliği, tekli eğitime geçişi zorlaştırmaktadır. Örneğin, rapor sadece ilkokulda tekli eğitime geçebilmek için 27 bin dersliğe ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Ezcümle…

Milli Eğitim Bakanlığı kendi teşkilat yapısını tekrar gözden geçirmeli ve merkez teşkilatı bürokratik bir yığılmanın hakim olduğu değil, fonksiyonelliğin hakim olduğu bir yapıya dönüştürülmelidir. Ayrıca, teşkilatın merkeziyetçi hantallıkla değil, ortak akıl hafifliği ile yönetilmesi öncelikli hedefi olmalıdır.

YORUM EKLE