LİYAKAT
Reklam
Mücahit Ateş

Mücahit Ateş

Mücahit Ateş

LİYAKAT

08 Şubat 2019 - 18:08

Çok kıymetli dostlar ilk yazıma başlarken Liyakat konusunu ele almak istedim.  Bu aralar Bakanlardan tutun herkesin üzerinde sıklıkla durduğu ancak belki de çözüm bulamadığı hatta ne olduğunu da bilemedikleri Liyakat konusunu gündeme getirmek ayrıca zihniniz de kalıcı olabilecek bir çığır açmak istedim.

Liyakat en basit anlamıyla layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk, bir diğeri anlamı ise yeterlilik, yetenek anlamlarına gelir. Yani bir işin icra edilmesinde o işe layık olma ve o iş ile ilgili yetenekleri olmak demektir Liyakat. Hayatımızın her aşamasında mesela, iş yerimize eleman alırken, okul tercih ederken vb liyakat aramaz mıyız?

Evet çok önemli bir yere sahiptir liyakat bizim için.

Ama zaman içerisinde tadını kaçıracak şekilde ağzımıza almaya başlamışız. Düzeltemediğimiz, yanlış yöntem ve tekniklerle daha çıkmaz hale soktuğumuz durumları örtbas etmek için karşımızdakine attığımız bir iftira, kıskandığımız için ulaşamadığımız ciğere mundar dercesine yapıştırdığımız yafta bazen de anlamını ve önemini bilmediğimiz halde kullanmaktan çekinmediğimiz bu sözcük bu dönem de herkesin ağzına pelesenk oldu.

Geçenler de Sayın Milli Eğitim Bakanımız okullardaki idarecilerin liyakatli hale gelebilmeleri için gerekli çalışmaları yapacağını söyledi. Tüm idarecileri eğitime alarak ya da yüksek lisans yaptırarak liyakatli hale getireceklerinin işaretini verdi. Sayın Bakan aslında çok iyi bilir ki 657 sayılı devlet memurları kanunu da bile liyakatin memur, işçi, idareci ya da başka görevlere yapılacak atamalar ile ilgili bir tanımı ya da tarifi yoktur. Örnek olsun diye söylüyorum idareci atama usulünde yönetmelik daha önceden sınavı, sonra mülakatı ve son olarak da hem yazılı hem mülakatı uygun görmüştür. Yani bakanlık bu kriterleri sağlayan kişiyi liyakatli görmüş ve atamasını yapmıştır.

Buradan şu anlaşılmasın hayatın her aşamasında yeni şeyler öğrenebiliriz yani yaşamımız boyunca öğrenme asla sona ermez daha önemlisi kendimizi yeniliye bilmeli yeni oluşan şartlara ayak uydura bilmeliyiz.

Kesinlikle eğitim şart ama eski usullerle değil…

Bundan daha önemlisi ve benim üzerinde durduğum asıl mesele bundan dolayı idarecilere, öğretmenlere ve memurlara liyakatsiz denilemez. Bu idareciler Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı yönetmeliğe göre atanmadı mı, bu öğretmenler Ülkemize ait programlarının Devletin yetkili organları tarafından yapılan Üniversitelerinden mezun olmadı mı, bu çalışanlar Bakanlığımızın belirlediği eleme aşamalarından geçmediler mi? Sadece Bakanlığın yaptığı yönetmelik, genelge, program vb ların uygulanmasını sağlamak, takip etmek, denetlemek gibi görevleri yerine getirmek için görevlendirilen bu insanlar görevlerini yapamadıkları için mi liyakatsizler yoksa yanlış planlama ve uygulamalardan dolayı mı liyakatsizler?

Kamuoyunun takdirine bırakıyorum….

Biz de çok yaygın bir gelenek vardır hepinizin bildiği gibi bir hata var ise kimse üstlenmez en altta kim varsa ihale ona kalır.

Ne yazık ki ben bu durumu böyle yorumluyorum.

Birileri yaptığı hataları ört bas etmek için öğretmene, idareciye ya da en altta kim varsa ona yükleniyor. Ayrıca bu hataları yapanlara kimse hesabını sormuyor.

Sonra getirin mazlumu bana….

Peki sorarım size bu öğretmeni ben mi yetiştirdim ben mi atadım, bu okul yöneticilerini ben mi atadım yönetmeliği altı kez ben mi değiştirdim.

Nedir bu çalışanların çektiği?

Hal bu ki o liyakatsiz olarak addettiğiniz çalışanlar son derece vefakar, idealist ve özverili davranıyorlar ve bu muameleyi hak etmiyorlar…

Birçok idareci arkadaş elinde tornavida pense okulun çeşmesi bozulmuş onarmaya çalışır hafta sonu gelir eksiklikleri gidermeye çalışır.

Bunlar mı liyakatsiz?

Yetersiz ve kendini geliştirmeyen birileri varsa birilerinin çıkıp konuşmasına gerek yok. Müfettişin var muhakkikin var yaparsın incelemeni alırsın oraya da sana göre liyakatli olanı atarsın.

Bu kadar basit…..

Kim olursa olsun kendini geliştirmeli, yenilikleri takip etmeli ve kesinlikle başarıya ulaşmanın yollarını bulmalıdır. Ama bunu yaparken şu eski usulleri terk etmeliyiz. Bir odaya insanları doldurup birini de başlarına dikip slayttan anlattırmayı bırakmalıyız diye düşünüyorum. Zaten bunun hiç faydası da yok insanlara kazandırdığı bir şey de yok.

Peki ne yapılmalı diye soruduğunuzu duyar gibiyim?

Çok kolay…..

Milli eğitim bakanlığının öğretmenlere verdiği tabletler kullanılabilir. Teknolojik düşünmemiz lazım çağımızın gereği olarak.  

Yüksek lisansı da doktorayı da semineri de elektronik ortamdan gerçekleştirelim derim… Böylece herkes liyakatli olur !...

             

Bu yazı 324 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar