YERLİ OTOMOTİV HİKAYEMİZ
Hakan Serhad Soyhan

Hakan Serhad Soyhan

Hakan Serhad Soyhan

YERLİ OTOMOTİV HİKAYEMİZ

29 Mart 2018 - 17:55

Yerli otomobil hikayemizi irdelemeden önce dünyada otomotiv endüstrisinin tanımı, kapsamı ve yapısının açıklanması önem arz etmektedir. Modern toplumu oluşturan bireylerin ihtiyaçlarının sınırsız; bunu doğada karşılayacak kaynaklar ise sınırlıdır. İnsanlar var olduğu günden günümüze bir noktadan diğer noktaya hareket etmek amacıyla çeşitli araçlar geliştirmiştir. Böylece motorlu kara taşıtları geliştirilmiş, çeşitli marka ve modeli içerisinde barındıran bir endüstrinin temelleri atılmıştır. Otomotiv Endüstrisi adı verilen ve genellikle motorlu kara taşıtı araçları ve bu araçların yapımıyla ilgili olan bu endüstri dalı Almanya ve Fransa öncülüğünde Avrupa’da doğmuş, Amerika Birleşik Devletleri’nde gelişimini sürdürmüştür.

Fransız Yüzbaşı Nicholas Joseph Cugnot 1769 yılında buhar gücüyle çalışan üç tekerlekli ilk aracı geliştirmiştir. İngiliz Richard Trevithick ve Amerikan Oliver Evans 1800’lü yılların başlarında bu araştırmaları devam ettirmiştir. 1829 yılında Sir Goldswort Guyney hızı artırılmış bir buharlı araç geliştirmiştir. 1860 yılında Paris'te Etienne Lenoir içten yanmalı motoru keşfetmiş ve bu 1864 yılında Otto Köln’de kurduğu Gasmotorenfabrik Deutz AG fabrikasında içten yanmalı sabit motorların üretimine başlamıştır.

Otto, 1876 yılında ilk olarak dört silindirli içten yanmalı benzinli motor üretmiştir. İçten yanmalı motorlu ilk otomobilin üretimi ise 1886 yılında Karl Benz ve Gottlieh Daimler tarafından gerçekleştirilmiştir. 1893 yılında ise Amerika’da da içten yanmalı motorlu otomobil üretimi başlamış, dünyada 1880’de sadece 8 adet olan araç sayısı 1885’te 50, daha 1900’lere gelmeden önce ise 500 adete ulaşmıştır. Bu 20 yılda 62 kat artışa tekabül etmekte olup günümüz otomobil sektörünün temellerinin atılmasını ve mevcut diğer sanayileri kendine uymaya mecbur eden standartlaşmanın başlamasını sağlamıştır. Henry Ford bu standartlaşma ve endüstrileşme sonucunda Model T otomobilini büyük miktarlarda seri üretim tekniğiyle üretmiş, 1920’de ABD araç piyasasının %70’e yakınını Dünya’da ise neredeyse yarısını ele geçirmiştir. 1950’li yıllara kadar ABD’nin liderliğinde ilerleyen otomotiv endüstrisi Avrupa ve Japonya’da savaşların bitmesiyle global anlamda tüm dünyaya yayılmış, başta Almanya, İngiltere ve Fransa ve sonrasında Japonya olmak üzere birçok ülke bu sektör sayesinde ticari sınırlarını kaldırmak zorunda kalmıştır. Japonya’nın yayılmacı politikasını örnek alan Güney Kore ise 1980’li yıllarda otomotiv sektörüne hızlı bir giriş yapmış ve hızla ilerleme kaydetmiştir. 1990’lı yıllarda ise ABD, Japonya ve Avrupa’nın otomotiv devlerinin genelde işgücü ve yatırım maliyetlerini azaltmak amacıyla otomotiv üretimlerini kendi ülkelerinin dışına çıkarma politikası sonucunda otomotiv sektörünün yarıya yakınının gelişmekte olan ülkelere kaydığı görülmüştür. Otomotiv sektörü bu şekilde ülke yönetimlerinde etkili olan ve globalleşmeyi dayatan önemli bir güç haline gelmiştir. Otomotiv endüstrisi bu gücünü farklı ülkelerde üretilen parçaların farklı bir ülkede birleştirildiği bir montaj [[1]] endüstrisine dönüşmesi ile elde etmiştir.

 

 

Otomotiv endüstrisi sadece otomobil üretmekle yetinmemiş özellikle savaş zamanlarında savunma araçlarını, sonrasında ekonomi hayatının can damarlarından olan çekici, kamyon, kamyonet, karavan, minibüs, midibüs, otobüs ve treyler gibi ticari araçları ve yan sanayi ürünlerini de geliştirir ve üretir hale gelmiştir. Bu şekilde otomotiv sektörü “özelliği, malzeme yapısı, üretim süreci, tekniği ve yeri birbirinden farklı olan çok sayıda girdinin ortak kalite yönetimi, verimlilik ve etkinlik anlayışı ile bir araya getirilip nihai ürünün meydana getirilmesi süreçlerine hâkim” bir montaj endüstrisine dönüşmüştür [[2]].

Günümüzde Otomotiv Sanayi birçok ana ve yan sanayi kuruluşunun senkronize bir şekilde çalışmak zorunda olduğu bir sektördür. Ana sanayi genellikle araç tasarımı ve geliştirme (Ar-Ge), tedarik ve montaj faaliyetlerinin bulunduğu ve araçlarının üretiminin yapıldığı sanayidir. Yan sanayi ise ana sanayiye tedarik üretimini yaparken servis ağlarına da hem de trafikte hali hazırda yürüyen araçlar için gelecek parça yenileme taleplerine yönelik üretim yapmaktadır [[3]].

Ülkemizde otomotiv sektöründeki fabrikaların ve Ar-Ge merkezlerinin önemli bir kısmı Doğu Marmara bölgemizde bulunmaktadır.

Şekil 1: Türkiye otomotiv endüstrisi haritası  [4]

YERLİ OTOMOBİL

Yerli otomobil hikayemizin 1961 yılında başladığını kabul etmek mümkündür. 16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarına Ankara’ da bir toplantıda Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazı ile “Silahlı kuvvetlerin otomobil ihtiyacının karşılanması amacıyla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı, ve verilen otomobilin 4.5 ay sonra 29 Ekim 1961’de teslim edilmesinin talep edildiği bildirildi. Dünyadaki 200 yılı aşkın tecrübe dikkate alındığında bu kadar kısa bir süre içinde otomobilin geliştirilmesine imkansız gözüyle bakılırken 29 Ekim 1961 sabahı Devrim adı verilen ve kaportasından tekerleklerine, motoruna neredeyse tamamen yerli imkanlarla imal edilen bir otomobil dönemin Cumhurbaşkanı Cemal GÜRSEL’e takdim edilmişti. Bu mucizenin arkasında TCDD’nin geniş ölçüde yedek parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı’ndaki fabrikalarının ve bu fabrikalarda yetişmiş işçisinden mühendisine kadar güçlü bir teknik kadronun bulunması vardı. Yerli otomobilin motorunun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. B- motoru adı verilen bir diğer motor ile Süspansiyon grubu Eskişehir’ de imal edildi. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı. Aracın elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi. Yakıt ikmali unutulunca 100 metre ilerledikten sonra duran ilk yerli otomobilimiz için bütün gazeteler “100 metre gidip bozuldu” başlığını atınca ilk yerli otomobil hikayemiz bugün Tülomsaş Eskişehir fabrikasında sergilenen Devrim aracıyla sona erdi[5]. Aynı dönemde, 1967 yılında, Güney Kore’de Chung Ju Yung tarafından kurulan Hyundai otomobil fabrikası ilk modelini 1975 yılında, kuruluşundan sekiz yıl sonra, 1944’te kurulan KIA fabrikası ise ilk otomobilini 30 yıl sonra 1974’te piyasaya çıkarmıştır. Bu iki fabrika ile Kore günümüzde dünyanın en büyük 8. otomobil üreticisi haline gelmiştir.

Türk Otomotiv Endüstrisi, talebin, ithalat yoluyla karşılandığı bir endüstri olarak doğmuş ve sonrasında uluslararası piyasalara üretim yapabilen bir endüstri seviyesine ulaşabilmiştir. 1 Ocak 1996 tarihinde AB üyesi ülkeler ile Gümrük Birliği’ne geçilmesi 1950’den 1996 yılına kadar Montaj Sanayisi olarak gelişen sektör, 1996’dan sonra endüstrideki firma sayısının ve modern üretim tekniklerinin kullanılmaya başlanmasıyla üretim kapasitesinin hızlı bir şekilde artmasını sağlamıştır. Otomotiv endüstrimizde günümüzde tam rekabet ortamına geçilmiş ihracata yönelik ve küresel piyasalarda rekabetçi bir endüstri olarak Türkiye ekonomisinin ilk üç büyük sektörü içine girmiştir.

Son yıllarda ülkemizde özellikle yüksek teknoloji ürünleri konusunda merkezi yönetimin yerlileştirme politikası kapsamında savunma sanayi, iletişim gibi birçok alanda millileşme çalışmaları başlatılmıştır. Otomotiv sektörünün ülkemizde global üretimin önemli bir temsilcisi olarak başlangıçta bu millileşme sürecine katılım sağlayamamıştır. Sektör haritasına bakıldığında tamamen yerli sermaye ile kurulan ve faaliyetlerini sürdüren sadece üç firma mevcuttur: BMC, KARSAN ve OTOKAR. Diğer fabrikaların tamamının hem finansal olarak yabancı ortaklı bir yapıya sahip olduğu hem de teknolojik olarak global firmaların otomobillerinin bazı modellerinin montajının yapıldığı diğer bazılarının ise “çok sınırlı” Ar-Ge çalışmalarının yürütüldüğü kuruluşlar olduğu görülmektedir. Kısacası bu kuruluşların milli bir otomobilin yapılabilmesi için gerekli bağımsız bir karar verme niteliğinden uzak olduğu söylenebilir.

Günümüzde bir otomobilin yapısal aksamına dair tüm üretimler ülkemiz otomotiv ve otomotiv yan sanayisinde yapılabilir durumdadır. Ancak bugünün araçlarında önemli kısımlar aracın hareket etmesini sağlayan kalbi (motor), beyni (elektronik kontrol ünitesi/ECU ve yazılımı) ve enerji kaynağı (benzin, dizel, bor, elektrik, yakıt pilleri) konularında yurtdışına bağımlılık devam etmektedir. İçten yanmalı motorlarda 1700’lerden bu yana elde edilen tecrübe ve bilgi birikiminin ülkemizde yeniden geliştirilmesinin uzun zaman alacağı aşikârdır. Bu nedenle milli bir otomobil eğer hibrit teknoloji ile geliştirilecek ise hali hazırda bu tecrübeye sahip bir kurumu satın almanın süreci hızlandıracağı ve hedeflenen sürede milli bir motor geliştirilmesini sağlayabileceği düşünülebilir. Diğer bir alternatif ise tamamen elektrikle çalışan bir milli aracın geliştirilmesidir. Bu alternatif düşünüldüğünde gelişmiş ülkeler ile elektrik motoru üretme teknolojileri konusunda çok büyük bir tecrübe farklılığı söz konusu değildir. Elektrikli araçların karakteristik problemleri olan akü, ağırlık, şarj edilebilme süresi ve menzil yetersizliği konusunda ülkemizdeki üniversite boyutunda yapılan araştırmalar ile sanayide ve otomotiv ar-ge merkezlerinde yürütülen çalışmaların birleştirilmesi konusunda kurum ve kuruluşların yürüttüğü çalışmaların kısa sürede yeterli gelişmeyi sağlayamama riski mevcuttur. Bu durumda yine gelişmiş ülkelerin gerisinde kalarak geliştirilmesi planlanan elektrikli milli aracın ticarileşememe problemi yaşanabilir.

Şekil 2. Modern otomotiv sanayisinde mühendislik[6]

Dünyadaki gelişmelere bakıldığında kısa vadede hibrit araçlar, orta vadede elektrikli araçlar ve uzun vadede yenilikçi yakıtları kullanabilen araçlara doğru bir gidişat mevcuttur. Milli otomobilimizi geliştirirken bizim de bu şekilde stratejiler belirleyerek farklı senaryolar üzerine yoğunlaşmamızda fayda vardır. Yakın zamanda özellikle motor konusunda bilgi birikimi temini, test merkezi ihtiyacı ve aracın yüksek teknoloji gerektiren konularda ülkemize bilgi ve ürün girişinin kısıtlanmaya çalışıldığı düşünülürse, milli otomobil üretebilmek için asıl çalışmamız gereken alanların ileri teknoloji ürünleri olan motor, yazılım ve kontrol ünitelerinin olduğu görülmektedir. Bu kısımlarda milli ve yerli ürünler geliştirmemiz halinde zaten otomobil dış kısımlarında modern cihazlar ile ve endüstri 4.0 mantığıyla çalışan işletmelerimizde çok daha hızlı bir şekilde milli otomobilin geliştirilmesinin ve hayata geçirilmesinin mümkün olabileceği kanaatindeyim.

İlk yerli otomobilimizde karşılaştığımız zorluklar ve sürecin sürdürülebilir olmaması aslında Otomotiv sektörünün doğasında bulunan bazı unsurların ihmal edilmesinden ortaya çıkmıştır. Bunların en başında da iletişim problemi gelmektedir. Otomotiv sektörü gibi ülkede yaşayan tüm nüfusun etkileneceği bir projenin başlangıcında mutlaka toplumsal bir konsensüs aranmalı, sağlanamıyorsa en azından bilgilendirme yapılmalıdır. Geliştirilecek otomobil her ne kadar bir mühendislik ürünü olsa da bu ürünü kullanacak olan insanların bilgilendirilmesi, fikirlerini sunabilecekleri platformlar oluşturulması üretim sonrası satış aşamasında önemli bir katkı sağlamaktadır. Otomotiv sektöründe mühendislikten sosyal bilimlere, sigortacılıktan satış ağlarına çok disiplinli bir çalışma gerekmektedir. Uçan otomobillerin bir fantezi olmaktan çıktığı, yenilenebilir yakıtlarla ve hatta yakıtsız çalışacak otomobil fikirlerinin konuşulduğu bir dünyada, vizyoner bir mantığı milli şuur ile birleştirmeli, bor, yenilenebilir enerji gibi yerli enerji kaynakları ile çalışan, yazılımının ve hayati parçalarının yüzde yüz yerli olduğu bir otomobil geliştirilebilirse ancak yerli bir otomobilden söz etmek mümkün olabilir.

Yerli otomobil, konu hakkında araştırmalar yapmış ve yapmakta olan, yerli fikirleri kısıtlı imkanlarla gerçeğe dönüştürmeye çalışan üniversitelerimiz ile elinde önemli bir yetişmiş iş gücü bulunduran otomotiv sektörü Ar-Ge merkezlerinde çalışan yüzlerce binlerce nitelikli işgücünü sürece katacak bir platform tarafından geliştirilmeli, üniversitelerde doktorasını otomotiv sektörü üzerine yapmış akademisyenler ile sanayinin gücü bir araya getirilmelidir.

Bu şekilde kurgulanacak bir yerli otomobili yerli bilgi ve insan gücüne dayanarak tasarlayıp geliştiren bir otomotiv endüstrisi, ekonomimizin lokomotif sektörü olarak tedarik, üretim ve satış süreçlerinde kendisiyle birlikte birçok sektöre bağımlı olduğu için tedarik sürecinde demir çelik, petro-kimya, boya, tekstil, plastik, cam, elektrik elektronik ve makine sanayi gibi alanlarda yan sanayi ile senkronize olarak milli ekonomimize önemli katkılar sağlayacaktır.

Otomotiv endüstrisinde millilik bir otomobilin tamamen bütün parçalarıyla ülkemizde üretilmesi değil “can alıcı, stratejik parçalarda bağımsız ve yerli bilgi ve tecrübeye dayalı üretimin” geliştirilmesidir. Otomobilin stratejik olmayan bazı kısımlarının ülkemiz dış politikası açısından faydalı olacağı düşünülen ülkelerden temin edilmesi ve bu şekilde geliştirilecek milli otomobilin yurtdışı pazarlara da satılabilmesinin sağlanması da üzerinde durulması gereken konulardandır. Ülkemizin uluslararası piyasalarda sahip olduğu rekabet gücünü sürdürmesi önemlidir. Rekabet gücünü kaybeden ülkelerin kişi başına milli gelir ve refah seviyesi geriler. Rekabet gücü ile ekonomik büyüklükler arasındaki ilişki gün geçtikçe önem kazanmasına neden olmaktadır. Ülkemizin dünyada büyük ve gelişmiş devletler içerisinde yerini koruması mühendislik, sosyal ve ticari bilimlerin birlikte stratejiler geliştirmesiyle mümkün olacaktır.

Unutulmamalıdır ki bireyler için 100 yıllık bir ömür epeyce uzun görünse de milletler için 100 yıl küçük bir zaman dilimidir. Milli olan her düşünce en az 100 sene sonrasını görmeye mecburdur. Bu süre zarfında şu anki genç otomobil tasarımcılarımız geleceğin deneyimli Ar-Ge yöneticileri olarak yeni neslin milli taşıtlarını geliştirecek ekipleri oluşturup yönetecek, ülkemizin gelişmiş ülkeler ile rekabetini sürdürülebilir hale getireceklerdir.

YAZIYA KENTEKONOMİ DERGİSİNDEN DE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 

[1] Bedir, A., (1999). Gelişmiş Otomotiv Sanayilerinde Ana – Yan Sanayi İlişkileri, İstanbul

[2] http://www.ekodialog.com/Makaleler/otomotiv-endustrisi-ekonomideki-yeri.html, site ziyaret tarihi 20.03.2018

[3] Fahri Karbuz, And Silahçı ve Emrah Çalışkan (2008). Otomotiv Sektör Raporu. İstanbul Ticaret Odası Yayınları.

[4] Otomotiv Sanayicileri Derneği, www.osd.org.tr , site ziyaret tarihi 20.03.2018

[5] http://www.devrimarabasi.com/tarihce.html , site ziyaret tarihi 20.03.2018

[6] , http://iaec.ist/assets/sunum2017/12-Osman-Sever.pdf , site ziyaret tarihi 20.03.2018

 

Bu yazı 1068 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar