Tek Çare Trrrum Trak Mı?

Trrrrum,

Trrrrum,

Trrrrum!

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

Beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!

Her dinamoyu

Altıma almak için çıldırıyorum!

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,

Damarlarımda kovalıyor

Oto-direzinler lokomotifleri!

Trrrrum,

Trrrrum,

Trak tiki tak

Makinalaşmak istiyorum!

Mutlak buna bir çare bulacağım

Ve ben ancak bahtiyar olacağım

Karnıma bir türbin oturtup

Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

Trrrrum

Trrrrum

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

Nazım Hikmet, 1923

Evet, sanatı inkılabı sonrası başlayan fabrikasyon, seri üretim çılgınlığı artık ülke ekonomilerini tatmin etmekte eskisi kadar yeterli ve başat faktör değil. Fabrikasyon üretim, yedek parça, montaj, lojistik, komisyonculuk, arabuluculuk-simsarlık, pazarlama, toptancılık, perakendecilik, distribütörlük derken sanayi üzerinden yani birincil sektörden yükselen onlarca farklı iş kolu meydana geldi. Eskiden mevcut olan sektörler ise sanayi devrimi sonrası ivmelenerek globalleşen dünyada daha büyük piyasa payına sahip oldular. Buna, büyük ölçüde ülke sınırlarını aşarak tüm müstakbel, potansiyel müşterilere ulaşabilme imkanı sağlamış oldu denebilir. Böylece ihtiyaca mukabil olarak gittikçe dallanan ticari kollar birçok müstakil sektörü doğurmuş oldu.

Üretim fetişizmi Avrupa'da durgunlaşıp standarda ve yüksek teknoloji üretimine (ve şu an endüstri 4.0'a geçiş) evrilmesine karşın gelişmeye devam eden veya en az gelişmiş ülkeler (EAGÜ, Birleşmiş Milletlerin 1971'de yaptığı bir tanımlama) hala plansızca endüstri patlaması ve üretim çeşitliliği ortaya koyma siyaseti gütmekte. Halbuki gelişimin, kalkınmanın tek yönlü gerçekleşmesi bu çağda artık imkansız bir hale bürünmüştür. Birçok sektörün mevcut olması ve komplike çalışması gerektiren bu birbirine eklemlenmiş sistemin oturtulması planlı ve uzun vadede kronolojik iş kalemleri üzerinden sağlanması gerekiyor. Asgari altyapı olmaksızın sonuç alabilmek imkansızla eş. Böyle a priori bir sanayileşme hamlesi ölü yatırım olmaktan dışa çıkamamaktadır, buna iç ve dış pazarda dahil. Hammadde temini, üretim teknikleri ve süresi, işçilik ve üretilen metanın maliyeti, pazar potansiyeli ve sevkiyat durumu gözönüne alınması ve temin edilmesi gereken minimum gereksinimlerdir. Türkiye bu şartlarda büyük oranda şanslı denebilecek bir konumda. Ancak artık kalkınmayı ve büyümeyi tek bir alana yıkmak bunu sonuçsuz bırakmak anlamına gelecektir. Gelişme, kalkınma değer üretmekten geçer. Ancak bu değer üretim yöntemi sadece somun ve civatadan ibaret değildir. Bizler, yani sanayileşmiş Avrupa ve Amerika merkezinin periferisinde kalmış toplumlar sanayi inkılabını hazırlayan şartlara haiz olmamamıza karşın asırlardır akamete uğrayan ve tatmin etmeyen teşebbüslerde bulunuyoruz. Bu şeraitler altında sadece iyi müteşebbislik, girişimcilik yapmış sayılabiliriz. Gerikalmışlığımızın nedeni olarak yüzlerce sebep sıralanabilir ancak, gerikalmışlığımızı üç asırdır fark ve ilan etmemize karşın hala refah seviyesi yüksek toplumları taklit etmeye devam ediyoruz. Ve bu taklit onların yaptığı hataları tekerrür ettirmekten alıkoymuyor bizleri. Kendimize özgü bir üretim ve ekonomi modeli kuramamamız bizi bir bataklıkta çırpınır vaziyette bırakıyor. Şevket Süreyya Aydemir'in şu anlaşılır ve basit değerlendirmesi meselenin tarihi serüveni ve durumumuz adına taktire şayandır:

Sanayi Devrimi XVIII. yüzyıl sonlarında İngiltere’de başlayıp, hızla Batı Avrupa’ya yayılan ve dünyanın iktisadî çehresini değiştiren büyük bir İktisadî harekettir. Bu hareket,makinelerin icadı ve sanayiye uygulanması hareketidir.

Bu inkılâbın ruhu, buhar kuvvetidir. XVIII. yüzyıl sonlarından başlayarak insanın emrine giren bu kuvvet, insanlığın tarihinde buhar çağını açtı. Buharın üretim vasıtalarında uygulanması, el tezgâhçıhğını ortadan kaldırılmasını ve netice olarak ucuz ve bol mal istihsalini sağladı. Hareket ilk önce İngiltere’de dokuma sanayi kolunu sardı. Hızla diğer işkollarına yayıldı. Hele kara ve deniz ulaştırma sistemi bu sayede tamamen değişti. Dünyanın Ekonomik çehresi kısa bir zamanda değişti.

Bu değişikliğin ilk sonucu, dünyanın ikiye bölünmesi oldu:

Makinelere sahip olan memleketler ve makineden mahrum olan memleketler. Bu bölüntüde makineye sahip olan memleketler, kendi ucuz ve kolay üretilen sanayi mamulleriyle, makineden yoksun memleketlerdeki ilkel ve tezgâhlara dayanan mahalli sanayi süratle çökerttiler. Bu memleketleri sanayisizleştirerek Batı sanayinin müşterisi, tüketicisi haline getirdiler. Bu mamulleri satın alabilmek için o memleketler, daha ziyade, hammadde üreticisi ülkeler haline sürüklendiler. Fakir, tâbi ve her türlü modem sanayiden mahrum sömürge ve yarı sömürgeler haline geldiler.

Şevket Süreyya Aydemir / Tek Adam

Mevcut işleyişi ve piyasa durumunu değerlendirecek olursak:

Refah seviyesi yüksek (bu refah seviyesi algısı ne yazık ki üretim ve tüketim endekslidir), gelişmiş ülkelere baktığımızda endüstriyel üretim dışında birçok sektörel alanda yüksek gelirler elde edildiğini görüyoruz. Bu sektörler büyük değerlere ve sermayeye sahip olmuş durumdadır. Turizm (sağlık-termal, inanç, spor, kongre...), sanat(başlıca görsel ve ritmik: sinema ve müzik), sağlık, hizmet, inşaat, spor, yazılım, bankacılık, lojistik... Uzar gider. Ancak bunu sektörel dağılım olarak kategorize halde ele almak daha isabetli olacaktır.

İlk sektör

Birincil sektör tüm işlerin temeli olarak hizmet vermektedir. Üretim odaklı sektör anlamına gelmektedir. Madencilik, tarım, balıkçılık, tarım, ormancılık ve madencilik sektörlerinin hepsi birincil sektörün altında yer almaktadır.

İkincil Sektör

Hammaddeler işlendikten sonra, ikincil sektör bunları ürünlere dönüştürür. İmalat ve sanayi sektörünün tümü ikincil sektördür.

Üçüncül Sektör

Üçüncül sektör, genellikle birincil ve ikincil sektörlerin ürettiği mallara dayanarak perakende, restoran, otel, satış ve benzeri alanlardaki işletmeleri içerir. Üçüncül sektör, aynı zamanda diğer tüm işletmelere malları taşıyan ve daha sonra bu ürünleri tüketicilere sunan taşımacılık endüstrisini de içermektedir.

Kamu sektörü

Kamu sektörü, okullar ve kütüphaneler de dahil olmak üzere devlet kurumları tarafından sahip olunan ve işletilen kuruluşları içermektedir.

Görüldüğü üzere sektörel genişlik hayatın tüm alanını kapsayıcı roldedir. Zenginlik, değer üretmek sadece ama sadece tek bir kaynaktan beklenmemelidir. İsviçre bankacılığı, Fransa Mona Lisa, Eiffel Kulesi, Louvre Müzesi, İspanya başta Barcelona ve Real Madrid gibi spor kulüpleri, Amerika ve Rusya ekonomisinde ise savunma sanayisi büyük gelir oranına sahiptir. Netice olarak sanayileşme, kalkınma adına tek seçenek değildir. Türkiye ise mevcut stratejik konumu ve sahip olduğu kültürel, tarihi ve doğal kaynakları maksimize ederek büyük gelirler etmeye oldukça müsaittir. Elde bulunan ve ambalajlanıp görücüye çıkmayı bekleyen potansiyel gelir kaynakları varken atı alıp Üsküdar'ı geçmiş ve binek değiştirip yola otomobille devam eden ülkeleri yakalamak adına ata binme geleneğini sürdürmeye gerek yok denebilir.

(Yazının genişliğini arttırmamak adına istatistik ve tarihsel bağlantılara, gerileme paradigmasına, gelişim ve ekonomi teorilerine yer vermeyi uygun görmedim, ilerleyen zamanlarda detaylı ve geniş datalı bir araştırma ve tespit yazısıyla pekiştirilebilir)

YORUM EKLE
YORUMLAR
tarafsız
tarafsız - 4 gün Önce

Sayın yazar, Yazlık kavşağından Yenikent YOLUNA yani S.Zaim bulvarına girince 100 m. ilerde solda bir derneğimize YEŞİL ALAN-KAMU ALANI ÜZERİNDE lüks bir bina b.şehir tarafından yapıldı. İKİ DÖNÜMDEN FAZLA YEŞİL ALANDA-kamu alanı da tel örgü ile çevrilip, mazı ile çevrelenip bu binaya-derneğe terk edildi. Bu yasa hangi yasadır? Belediye bir derneğe yeşil alan üzerinde bina yapabilir mi? Birkaç dönüm yeşil alanı, kamu alanını bu derneğe verebilir mi? Bir derneğe verdiği zaman, diğer tüm derneklere de hak doğmaz mı? Bütün bunlar yasalmıdır? Bunu basın olarak araştırınız, ilgilileri uyarınız, göreve davet ediniz lütfen.Yetkililer, vilayet makamı nerede?

Asi kral
Asi kral - 3 ay Önce

Muhteşemsin adamım