ŞEHRİ DİZAYN ETMEK

Başlıktan okuduğunuz gibi şehri dizayn etmek diye bir tabir vardır. Gerçek anlamında kullanılırsa bu minvalde uygulanırsa hiçbir sıkıntı yok.

Hepimiz biliyoruz ki şehirlerde aidiyet duygusu oluşmadan ne istişarenin bir önemi ne de becerinin bir önemi olur.

Sakarya, tek başına bir kelime olarak ele alacak olunsa, ağır ve mühim anlamlar saklamaktadır içerisinde...

Sakarya, sadece bulunduğu bölge içerisinde değil bütün bir Anadolu coğrafyasını içinde barındıran, konum itibariyle Avrupa’yı Asya’ya bağlayan bir öneme sahiptir.

Sakarya her daim çakılı hazır asker gibidir de kısaca , hep vatanından alacaklı olmuş bir şehir.

Bugün bile, "mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır" diyebilen bir şehirdir Sakarya...

Aslında herkesin huzur bulduğu şehir sanki değer kaybetmekte…

Her açıdan hem de...

Nüfus bir milyonu geçti.

Biz “Doğu’nun Paris’i, Ege’nin İncisi, Karadeniz’in Zümrüt Yeşili gibi ibarelerden uzaklaşan bir şehir olmaya çalışıyoruz.

İnatla sonumuzu hazırlıyoruz.

Yönetimsel iyi çalışmalar yapılmaya başlandıkça aşağıdan birileri çekiştiriyor.

Başka şehirdeki misafirlerimiz “Kafe Şehri Sakarya” diyorlar. İçimi de acıtmıyor değil yani.

Evet! Yetenek dersen var, beceri dersen var, irade dersen var ama aidiyet yok.

Bu olmayınca şehri dizayn etmek köşe başında sadece bir okuldan mezun olmuş birkaç kendini bilmeze kalıyor.

Şehirde uzun yıllardır bir umutla sabır ettiğim aidiyetler yavaş yavaş yok olmaya çalışılıyor. Artık birileri çay bahçelerinde, kafelerde, medya ofislerinde, avukatlık bürolarında, alışveriş merkezlerinde çaylarını, kahvelerini, nargilelerini içerken bir A4 kağıt ve kalemle beraber kafalarına göre şehri dizayn etmeye çalışıyorlar.

Nasıl mı?

Kardeşim şunun dosyasını hızlandırın şuraya basın sorumlusu olması lazım (müdür olmaması için söylenen trend yakıştırma), şu il müdürü asaleti alamıyor buraya da şu arkadaşı getirelim baskı yaparız Ankara ayağını bize bırakın, şu bürokratın kesin yerinde durması gerekiyor yanındaki adam bizim adamımız istediğimizi yaptırırız gibi gibi…

Bir insanın işin ehli olması hiç önemli değil, mezun olduğu okul hepsinden önemli liyakatta.

Sonuçta Atatürk lisesinden mezun olanla, Meslek lisesinden mezun olan, Odtü den mezun olanla, Anadolu üniversitesinden mezun olan aynı değil.

Önceden bu tarz konular bana ulaştığında gülüp geçiyordum.

Olur mu öyle şey ya şaka mısınız diyordum.

Aaa! Bir baktım maalesef öyle oluyor muş?

Hatta şimdilerin de yıldızı parlamış bu meselelerin…

Hele ki uzun yıllardır nefis yapanların ellerine imkan geçince neler yaptıklarını görünce iyicene üzülüyorum.

Bakın bu işleri yanlış yapıyorsunuz dediğimde ise; sen işimize çomak sokma yeter!

Algı yapma!

Bi de el altından; hem sopa hem de çomak sokma da biz de seni görelim gerçeği var.

Bir de Müslümanlık kastırırlar ya hepten insan olduğumdan soğuyorum.

Bakın! Büyüklerim ve küçüklerim…

Oturduğunuz hangi koltuk olursa olsun, kim kanaat önderi olursa olsun, kimi/neyi yönetiyorsanız yönetin ama şehri masa başında kendi kafanıza göre dizayn etmeye de çalışmayın.

Bu şehir öyle büyüktür ki altında kalırsınız.

Milletin başına silah dayamayı, bel altı operasyonel işlere kalkmayı, telefonlarda tehdit etmeyi, kraldan çok kralcılık yapmayı bırakın artık. Dedikodudan, fitnelikten beslenmeyin.

Beslenenlere de prim vermeyin.

He bi de aynı cenahta olup birbirinize küfredip, bir saat sonra küfrettiğiniz insanlarla kankacılık oynamayın! Gerçekler hakikattir.

Kim olursa olsun insanları dinleyin ön yargılı olmayın!

Çok şey mi istiyoruz.

Bırakın da insanları, şehir rahat nefes alsın.

Bırakın da akıl hocalığını, şehrin yöneticileri işlerini yapsın.

Şehri dizayn etmesi gerekenler bellidir. Tek tek yazmama gerek yok!

Unutmadan söyleyim; ben kimseye yazı yazmıyorum alınganlık yapmayın!

Yazdıklarımı evrene yolluyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Karataş
Osman Karataş - 3 hafta Önce

Evren?...
Kenan olanı ise mahşerde, sanırım yanlış yere gönderiyorsun