Osmanlı Dönemindeki Orta Sınıf Memuru Kadar Bile Olamadık

Birkaç sene geçti üzerinden. Çalışmalarına ve fikirlerine önem verdiğim bir hocamızın söyleşisine katılmıştım. Konu medeniyet üzerineydi. Tez çalışmamla alakalı bir konu olduğu için, ben de dinleyiciler arasında yerimi aldım.

Hocamız konuya Peygamber Efendimizin yaşadığı dönemden başladı ve günümüze kadar geldi. Ve aralarda kurduğu bağlantılar beni hayli etkilemişti.

Konu Cumhuriyet dönemine geldiğinde, dikkatimi çeken bir şey söylenmişti. Yanılmıyorsam söylediği söz Erol Güngör’e aitti. Erol Güngör, Selçuk Üniversitesi’nde rektör olduğu dönemde, şöyle bir ifade kullanmış: “Günümüzde devletin en üst mertebesine ulaşan kişiler bile, Osmanlı dönemindeki orta sınıf bir memurun kavrayışına ve yeteneğine sahip değildir.” Bu sözü söyledikten sonra bunu örneklerle açıklamaya başladı.

Örneklere burada yer vermeyeceğim. Ama konu, devlet kademesi içerisindeki basamakların adım adım arşınlanmasıydı, kariyerinde adım adım ilerlemekle alakalıydı.

Kanaatimce, bu söylem günümüzde de hala geçerliliğini koruyor. Devletin birçok kurumunda, topluma temas eden kurumlarda, özellikle de geleceğimiz olan çocuklarımızın, gençlerimizin gelişimini planlayan kurumlarda bunu görebiliriz.

Peki, neler oluyor bu kurumlarda. En alttaki yöneticiden en üsteki yöneticiye kadar yapılan atamalarda, illaki rahatsız edici örneklere rastlıyoruz. Ne yazık ki bu örneklerin sayısı hayli fazla olmalı ki, günümüzde yolunda gitmeyen olaylar var.

Birileri, başka birilerinin referansıyla -ki eskiden buna torpil derdik- devletin belli kademelerindeki koltuklarına oturuyor.

Kiminin eşi, babası ya da yakın akrabası, Ankara’da yüksek mevkide bir bürokratı tanıyor. Kimileri şu an aktif siyasette olan birilerinin eskiden hocası ya da sınıf arkadaşı oluyor.

Kimileri de 15 Temmuzdan sonra, FETÖ denilen ve yuları yabancı istihbarat örgütlerin elinde olan hain yapının boşalttığı yerlere, vakit kaybetmeden yerleşen bazı İslami grup ya da STK’ların içerisinden geliyor.

Yukarıda bahsettiğim bu gruba dâhil olan kişilerin birçoğu liyakat sahibi bile değiller. Zaten liyakat sahibi olanlara sözümüz yok, hatta yaptıkları işlere saygı bile duyuyorum. Liyakat göstereni, yaşam biçiminden ya da inandığı davadan ötürü eleştiren biri de değilim. Hiçte öyle biri de olmadım.

Ama liyakati olmayanlar, işgal ettikleri makamın altında eziliyorlar. Bu ezikliklerini de örtmek için, işini yapana köstek, işini yapmayan yalaka tayfasını da yüceltiyorlar. İşte kurumun içini boşaltan, ihale olduğunda bunları birilerine peşkeş çeken, çocuklarımızın istikbaliyle oynayan tipler, genellikle bunlar arasından çıkıyor.

Çünkü bu kategoriye giren yöneticilerin etrafında öyle insanlar var ki, koltuğa sahiplendiklerinde iştahları kabarıyor. Kendilerinden başkasını görmüyorlar. Yaptıkları her işi mubah sayıyorlar.

Bunların bedelini ödeyenler kim? Cevap gayet basit! Başta devletimiz, sonra milletimiz. O kurumlarda çalışan, devleti ile mücadele eden kişiler bile bedel ödeyenler arasında.

Sırf liyakat sahibi olmayan yöneticinin sevmediği bir sendika yönetimine yakın olduğu için, başarısı görmezden gelinen insanlar tanıyorum. Ya da yirmi milyonun üzerindeki bir ihaleyi, Ankara’da genel müdürlük koltuğunda oturan kişilerin yandaşlarına vermeyen, bu dik duruşuyla da devletin kasasına birkaç milyon kazandıran liyakat sahibi kardeşlerimiz de var. Tabi bu şekilde dik duranlar, çarkı bozulmuş bu sistem karşısında, sonrasında kellesini teslim etmek zorunda kalıyorlar.

İşte Erol Güngör’ün sözü geçerliliğini hala koruyor. Ortalık yüksek atlama rekoru kıran bürokratlarla dolu. Bunlar olduğu müddetçe devletimiz, uluslararası arenada rekabet ederken hep yorgun düşecektir. Toplumda huzursuzluk artmaya devam edecektir.

Bence geçtiğimiz seçimi birde bu açıdan değerlendirip, şapkayı önümüze koymak gerekir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Emin Demirkır
Emin Demirkır - 1 ay Önce

Makam, mevki ve koltuk sevdası ile gözlerini para hırs ve güç bürümüş bürokratların bir an önce görülmesi ve düzeltilmesi konusunda acil çözümler oluşturulmalı Bence... Hz. Ali RA. Gittiği bir yerde kendisine ikram edilen yemekleri görünce ;
Bu yemeklerden bu civardaki herkes yiyor mu diye sordu:
Cevap; Hayır Efendim olunca,
Hz. Ali RA. Şöyle buyurdu;
Alın bunları önümden, herkesin rahatça yemediğini bana nasıl ikram edersiniz, herkes ne yiyebiliyorsa Bana’da onu verin dedi.

Lütfen aslımıza dönme vaktimiz geldi de geçiyor... Söylenecek sözün olmadığı bir noktada daha fazla ayak diretmek hiçbir yöneticiye yakışmaz...
Saygılarımla Efendim...

Serkan özkan
Serkan özkan - 1 ay Önce

Günümüzün kangreni olan konuyu çok güzel özetlemiş.

Ahmet Küpçüoğlu
Ahmet Küpçüoğlu - 1 ay Önce

Hocam ellerine sağlık.Ne yazık ki ülkemizin gerçeği bu. Bunu değiştirecek nesli yetiştirmemiz de imkansız gibi gözüküyor. Allah sonumuzu hayırlı eylesin inşAllah.

Adem Tekinbaş
Adem Tekinbaş - 1 ay Önce

Başarılı

Ahmet şişman
Ahmet şişman - 1 ay Önce

Ağzına yüreğine sağlık çok güzel ozetlemişsin. Ahbabçılığa son ver. Geleceğe emin adımlarlagit.

Metin Usluoğlu
Metin Usluoğlu - 1 ay Önce

Hocam yine güzel yerlerden bahsetmişsiniz. Umarım birileri anlar. Bende hakkı yenmiş biri olarak hala daha liyakatsızlığın zirve yaptığı dönemdeyiz. Biz ne zaman torpile referans dedik o zaman kaybetmeye başladık. Hak hukuk hakkaniyet kalmadığı bir yerde geri gitmeye başlarlar. Zamanında osmanlı da hocanın oğlu hoca sistemi ile koca ülke ne hale geldi. İnşAllah düzeltiriz. Az da olsa ümidim var. Sizin gibi eğitimciler bu konuları bir çok platformda seslendirmek ve de insanları bilinçlendirmek lazım. Kaleminize emeğinize sağlık.