KUZİNE SOBAM

’’kültür kotlarıyla oynanmış toplumlar, helak olmaya mahkumdur’’

“Yarası Yar, Olanın, Tabibi Allah Olur”...

“Konu O kadar hassas ve ince ki;

İki ucu keskin bıçak gibi,

İki yanını doğrayarak

İçine batıyor

İnsanın”...

Tren hızında dağılan ailelerimiz içimizi acıtıyor.

Eskiden evlerimizde hayat denen bir yer vardı. Baktığımızda, gerçekte hayat o müthiş odalarda yaşanırmış, kaybedince anladık!..

Şimdilerde çekirdek aile kavramıyla hemhal olan bir durumdayız.

Türk aile yapısı buna layık değildir!..

***

Türkler tarihler boyu geniş aile modelini benimsemiş, Dünya sahnesindeki başarılarının altında ise tamda bu yapı oldukça etkindir. Yakın geçmişteki aile modelimizi özler, maalesef arar olduk.

Anne babalarımızın evi büyük evlerdi.

Bütün ailenin bir araya geldiği, birlikte yemek yenen birlikte zaman geçirilen, bayramları anlamlandıran kocaman bir ev…

Anne baba vefat edince o evde kapanır, artık kardeşler bayramlarda bile bir araya gelemezler.

Anne babanız Hayattayken kıymetini bilin, üç günlük dünyanın müşkülüne dalıp onları ihmal etmeyin desek de maalesef geldiğimiz hal bu haldir.

Aile yapımıza dinamit koyuyorlar,

Ailenin

Dağıldığı bir toplumda

Hiç bir şeyi toparlayamazsınız!

Aile çökerse, toplum çöker...

Aileyi koruyabilirsek, geleceği kurabiliriz...

Aileyi ihmal edersek

Geleceğimizi imha etmiş oluruz!

Kuzine sobaların bulunduğu “hayat” isimli odada tüm dertler, sevinçler konuşulur karara bağlanırdı, gelişen teknoloji kalorifer denen icadıyla bireyleri odalara dağıttı. Sonraları tv’ler insanları bir araya toplasa da sohbeti ortadan kaldırdı.

Ekonomisi iyi olanlar odalarına tv’ler alarak bir birini ancak sofra başında görmeye başladı.

Toplum olarak bu duruma henüz alışmamışken birden karşımıza akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi teknolojinin tavan yapmış modelleri çıkıverdi, şaşırdık.

Tüm teknolojik icatlara anında uyum sağlayan Türk toplumu, hayatımıza yeni giren bu makinalara kısa sürede uyum sağladı, kullanım olarak da bunları icat edenlerin önüne geçti.

Evet, bu icatlar yaşantımıza bir çok kolaylıklar getirmesine rağmen, bir çok alanda bizi bir birinden ışık hızında ayırdı, asosyal insanlara dönüştürdü.

Durumun vahameti o kadar ürkütücü hal aldı ki, yolda yürürken elinde cep telefonu sosyal medya gezintisi yapan tipler mi ararsın, yolda ki direğe kafa atıp çarpan mı ararsın, trafikte binlerce kaza mı ararsın, selfi çekme adına hayatını kaybedenlerimi ararsın…

Belki yukarıda sıralamaya çalıştıklarımız, bir nebze tolere edilebilir şeyler olarak görülebilir.

Lakin orta ve uzun vadede toplum olarak asla nüshama gösteremeyeceğimiz asıl sıkıntı sanırım,

Türk aile yapısına yaptığı tahribatlardır!..

Nasıl mı?

Evlat, evin odasından diğer odadaki annesine, mesaj çekip ihtiyacını iletebilecek kadar hadsizliği ileri boyutlara taşındığını görmekteyiz.

Sosyalleşmeden uzak tiplere dönüşen Türk gençliği, üzerinde ciddi uğraş verilerek tekrar sokağa, oyun alanlarına çekmenin bir yolunu bulmalıyız.

Bilimsel bir araştırmaya göre her 13 dakikada bir yani günde ortalama 78 defa telefonumuzun ekranına bakıyoruz.

Avrupa ülkeleri arasında yapılan araştırmanın sonucuna göre, ’’akıllı telefon bağımlılığında birinci sırada Türkiye var’’…

Bu sorun gençler ve yetişkinler kadar bebek ve çocuklarda da oldukça yaygın.

Çevremize şöyle bir baktığımızda telefondaki bir oyuna ya da çizgi filme odaklanmış etrafıyla ilişkisini tamamen kesmiş onlarca yetişkin, genç, çocuk ve bebek görmek mümkün…

Dijital bağımlılığı özentiye sürükleyebilir…

Gençler ve yetişkinlerde sosyal medya bağımlılığı çok yaygın…

Sosyal medya bağımlılığı psikolojiden iş hayatına, günlük yaşamdan ilişkilere kadar her alanda bizi etkiliyor.

Rutin hayat akışını sosyal medyada paylaşan bireyler ve onları takip edenler için “özenti” tehlikesi var. Takip ettiğiniz kişilerin yaşam biçimi, sizde “yoksunluk” durumunu ve beraberinde “özenti”yi getiriyor ve farkında olmadan kendi gerçekliğinizden kopuyorsunuz.

Eziklik duygusu, ‘bende yok' duygusu hâkim oluyor. Sosyal medya paylaşımlarında kötü anı yoktur, hep iyi yerlerde geziliyordur ya da iyi şeyler yeniyordur.

Özenme durumu söz konusu. ‘O yapıyor ama ben yapamıyorum', ‘Benim neden yok?', ‘Ben başarısız mıyım?' görüşleri kişiyi komplekslere sürükleyebilmektedir

Aile, toplumun temel kaynağı, dayanağıdır.

Ailenin çöktüğü bir toplumun

Hayat kaynakları kurur, toplum kıyıya vurur...

Türkiye'de aile çatırdıyor!

Kadın ve Aile Bakanlığı, kadın dernekleri ne işe yarıyor?

Aileyi güçlendiriyor mu, dinamitliyor mu?

Öncelikle biz ebeveynlere, sonrasında Devletimize büyü sorumluluk düşmektedir.

Aksi takdirde bir nesli, Türk aile yapısını heba etmek üzereyiz.

Şimdi geriye dönüp ’’ keşke kuzine sobamızı vermeseydik’’ diyesi geliyor insanın.

Selam ve Dua İle

Ne Zaman İnsan Oluruz

’’sahip olduklarımızın değerini, gününde bildiğimizde’’

YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmet
ahmet - 1 ay Önce

Hala yapılabilecek çok şey var yine de.