banner28

KİME GÖRE NEYE GÖRE?

İlk yazımda göstermiş olduğunuz teveccühünüze mazhar olmak her daim gurur verici.

Eksik olmayın inşallah.

İlk yazım bol ‘DED!KODU’ luydu.

Allah mübarek eylesin.

Gelen eleştirilerden, tebriklerden, sitemlerden dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Geçen haftadan beri aklıma sosyal psikolojide Bilişsel Çelişki Kuramı takıldı. Hem bu konuya değineceğim hem de gelen soruları cevaplandırmaya çalışacağım.

Sosyal psikoloji de ‘Bilişsel Çelişki Kuramı’diye bir şey vardır.

Bunun da örnekleri çoğunluktadır.

Örneğin; bir dostunuzun dürüst olmadığını görüyorsunuz. Onunla olan yakınlığınıza mesafe koyuyorsunuz ya da dürüst olmadığı durumun sadece bir kereye mahsus olduğuna karar verip arkadaşlığınıza devam ediyorsunuz.

Bilişsel çelişki kuramına göre bir kere tutumlarımıza aykırı davranırsak bunu geri alamayız. Artık o davranışa uyumlu tutumlar geliştirmek üzere üzerimizde baskı hissederiz.

Bunu Amerika’da yapılan bir deneyle açıklamak istiyorum:

Bir kahin 21 Aralık 1954 günü, Lake City’de başlayacak olan bir tufanın bütün Amerika kıtasını yıkacağını ve kıyametin kopacağını iddia etmektedir. Bunun sonucunda merkezi fikri kıyamet olan bir tarikat kuruluyor. Festinger ve arkadaşları deney için tarikata sızıyorlar. Tarikatın bütün müritleri kıyamet gününden önce uzaydan bir araç geleceğine ve onları götüreceğine inanıyor. Bütün varlıklarını da tarikata bağışlıyorlar. Sonuçta 21 Aralık günü kıyamet kopmuyor. Fakat müritler eskisinden de güçlü bir inançla tarikata bağlı kalıyorlar. Kıyametin onların üstün çabaları sonucunda kopmadığına inanmaya başlıyorlar. Böylece kendi içlerinde tutarlı olmak için tarikatı daha da itibarlı hale getiriyorlar.

Şimdi ben yukarıdaki kuramı niye mi anlattım? Nereden mi çıktı?

Bir haftadır müthiş bir heyecan, tutku ve sevinçle kırk mahalleye yazı yazdığımı söylüyorum / söylüyorlar.

İnsanlar tebrik ediyor ve sonra da çoğunluğu şöyle diyor:

‘Ama çok geç kaldın’

Hatta biraz daha ilerisine gideyim ‘bana mı yazdın’ ‘kime yazdın’

Bir dakika!

Neye göre kime göre?

Ben tam zamanı olduğunu düşünüyorum.

Geç kalmışlık kime göre?

Velev ki sana yazdım; yazdıklarımdan bir şey çıkardın mı? Mesajı üzerine net olarak aldın mı? Bak kendi içimde ne kadar da tutarlıyım.

İşte tam da böyle!

Kime mi yazdım?

Sana, ona, herkese ve kendime!

Yazdıklarımızdan / yazamadıklarımızdan biz sorumluyuz.

Gelen sorularında cevabını verelim bir bir…

‘Siyasi yazacak mısınız’ ‘Şu veya bu partiyi eleştirecek misiniz?

diye gelen sorulara cevabımda ‘Evet’ ilerleyen zamanlarda cahil cesaretimle siyasi yazılarım olacak.

Ayrıca şu veya bu parti eleştirileri fazla da yapmamak lazım.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de siyasi söylemler, icraatlar değişiyor. Değişen bu konjonktür de eleştiri erken olur. Malum fazla DED!KODU da hepimizi bozar.

Eğer ki bahsettiğiniz sorunun içindeki niyet Yerel Siyaset ise ‘benim kocam asker ben anlamam böyle işlerden’

İşin şakası tabiki de…

Yerel siyaseti eleştirmek için yapılan / yapılacak olan icraatları görmek lazım. Yoksa bir icraat, zaten benim eleştirmemin de bir anlamı yok.

Halkımız zaten gereken eleştiriyi, gereken cevabı da çok iyi biliyor ve veriyor.

Bu konuda sadece büyüklerime şunu hatırlatmak isterim. Bu şehrin hafızasını unutmamak gerekir. 1994 öncesi Sakarya siyasetini ve seçmenini iyi analiz etmeli.

En yakın örnek İstanbul. Kesinlikle ders çıkarılacak bir örnek.

Bu şehir kozmopolit bir şehir fazla kızdırmaya gelmez. Diyebilirsiniz 1994 önce Sakarya halkıyla şimdi ki zamanda halk aynı değil. Evet değil. Ancak karakter aynı.

Hatta daha da marjinalleşiyoruz farkında mısınız?

Tabi 1994 öncesini yeni nesil bilmez? Dedim ya karakter aynı.

Aman kardeşim! Nerden hatırlattın demeyin sakın.

Yeni nesil eskileri bilmese de iyi bir araştırmacıdır. Kılavuzlarını öyle veya böyle buluyorlar.

Neyse fazla uzattım sanırım!

‘(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de. Hud Suresi 100.Ayet’

Bir daha ki yazım da görüşmek dileğiyle…

YORUM EKLE