banner28

TARİHİ KÖPRÜ BAKIMSIZLIK SEBEBİYLE ZOR GÜNLER GEÇİRİYOR

Millattan sonra 553 yılında yapımına başlanan ve 561 yılında yapımı tamamlanan Jüstinianos Köprüsü, bakımsızlık sebebiyle zor günler geçiriyor. 365 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindeki tarihi köprü hakkında araştırma yapan Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeki Özcan acı gerçekleri göz önüne sererken köprünün turizme kazandırılması gerektiğini belirtti.

TARİHİ KÖPRÜ BAKIMSIZLIK SEBEBİYLE ZOR GÜNLER GEÇİRİYOR
banner3

BAKIMSIZLIK ZARAR VERİCİ BOYUTTA

Sakarya’nın Serdivan İlçesinde bulunan Roma Dönemine ait tarihi Jüstinianos Köprüsü, bakımsızlık sebebiyle zor günler geçiriyor. Ayasofya’nın yaşıtı olan ve aynı mimarlar tarafından yapıldığı belirtilen tarihi köprü, Sakarya Nehri’nin yatak değiştirmesinin ardından nehir tabanında büyüyen yeşil örtü ve ağaçlar köprüye zarar vermeye başladı. Gövde üzerinde yükselen ağaçlar ve sarmaşıklar köprünün oluşturulduğu taşlara ve derzlere zarar verirken vatandaşların köprü korkulukları üzerine sprey boyalarla yazdıkları yazılarda kötü bir görüntü oluşturuyor.

 

İSTANBUL’UN SINIR KAPISI

Jüstinianos Köprüsü’nün tarihi bir öneme sahip olduğunu belirten Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeki Özcan, “Sakarya’da bulunan Justinianos Köprüsü milattan sonra 556 yılında İmparator Justinian tarafından yaptırılmış. Sakarya Nehri üzerinde bulununca Sangarius köprüsü olarak da geçiyor. 10 metre genişliği 365 metre uzunluğu var köprünün. Doğu ucunda ise bir apsisli yapı batı ucunda bir zafer takı bulunuyor. Şu anki durumuna baktığımızda kuru bir vadi üzerinde yapılmış büyük bir köprü olarak anlamsız duruyor ama bunun tarihçesini incelediğimizde, tarihi kaynaklardan da bizim mühendislik bilgilerimizden de buradan Sakarya Nehri’nin aktığını, sellerle birkaç defa yatak değiştirdiğini, hatta İmparator Justinian zamanında selle yatak değiştirdikten sonra kazılarak tekrar aynı yatağına oturtulduğu biliyoruz. Tarihi olarak bu köprü İstanbul ile Anadolu Coğrafyasını birbirine bağlayan en önemli nokta, bir nevi sınır kapısı” dedi.

 

SUYOLU PROJESİ SANILIYORDU

Tarihi köprünün daha önce taşımacılık için oluşturulacak su yolu için yapıldığı ile ilgili ciddi iddiaların olduğunu ancak yapılan araştırmalarda köprünün Sakarya Nehri’nin aşılması için yapıldığını kanıtladıklarını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Zeki Özcan, “Köprünün altından Sakarya Nehrinin aktığı görüşümüzü destekleyen köprü ayak formlarıdır. Köprünün Güney yönündeki ayak formu yuvarlatılmış, Kuzey yönündeki ayak formu ise üçgen şeklinde sivri olarak düzenlenmiş. Bu form hidrolik açıdan en uygun form. Sürtünmenin en az olduğu aşınmaların olmadığı bir form. Tersini iddia ederek su yolu projesinin bir parçası olduğunu söyleyenler ise Roma köprülerinde suyun geldiği yön üçgen diğer yön yuvarlatılmış olarak yapılıyor düşüncesi ile bunu söylüyorlar ama tersi davranış fizik kurallarına mühendislik kurallarına daha uygun. Köprü sit alanı içerisinde bulunduğu için kazı yapmak yasak ancak yapılan sismik deneyler sonucunda köprü ayakları hakkında da çok önemli bilgiler elde ettik. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki; döneminin çok çok ilerisinde bir düşünce ve sağlamlıkla inşa edilmiş bir yapı” ifadelerini kullandı.

 

HRİSTİYANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR YAPI

Tarihi Jüstinianos Köprüsü’nün aynı zamanda bir açık hava kilisesi olarak kurulduğunu ve Hristiyanlar için önemli bir yapı olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Özcan, “Bu tarihi köprü hakkında okuduğumuz metinlerde yabancı araştırmacıların yazılarından da okuduğumuz kadarıyla dini bir hüviyeti de var. Köprünün Doğu – Batı istikametinde olması, doğu ucunda bir apsisli yapı bulunması ve batı ucunda bir zafer takı bulunması bir açık hava kilisesini andırıyor. Kemer taşlarının üzerinde de daha önceden Haç rölyeflerinin bulunduğu da dikkate alınırsa imparatorluk için dini bir anlamı olduğunu da söyleyebiliriz bu köprünün. Tabi günümüze gelene kadar bu rölyeflerin zamanla taşlardan silindiğini hatta köprünün taban taşlarının sökülerek değirmen taşı yapıldığını da belirtmekte fayda var. Bugün köprü üzerinde cetvelle kesilmiş gibi olan taşların tamamı daha sonradan yerleştirilmiş olanlardır, üzerlerindeki çentiklerden dolayı orijinal taşlar sanılsalar da durum öyle değil” şeklinde konuştu.

 

TURİZME KAZANDIRILMALI

Tarihi köprünün turizme kazandırılması gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Özcan, “Köprü 1994 yılında restore edildikten sonra bu hale geldi. O restorasyonda prapetler ve korkuluklar ilave edildi. Döşeme taşlar yenilendi. Yalnız o günden bu güne bakım biraz ihmal edildiğinden, sarmaşıklar ve ağaç kökleri köprü gövdesinde çıkmaya başladı. İnsanlarımızın duvar boyama sevdası yüzünden de köprü biraz sıkıntılı durumda ayrıca hem tabanında hem de korkuluk kısımlarında köprünün hemen altından geçen fay hattının verdiği hasarın izi hala durmakta. Bin 450 yılı geçkin bir yapının böyle atıl bir durumda olması yerine turizme kazandırılması gerektiğini düşünüyorum. Bununla çağdaş olan Ayasofya’nın mimarlarının burada görev aldığını biliyoruz. Böyle bir yapının hem iç hem de dış turizme kazandırılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar Ayasofya’yı görmek için dünyanın dört bir yanından geliyorlar, bir saat uzaklıktaki bir yere de uygun bir düzenleme yapılırsa geleceklerini tahmin ediyorum” dedi.

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2017, 10:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER