TÜRKİYE’YE BU NOT REVA MI?

Sakarya Üniversitesi öğretim üyelerinden SESAM Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Gülmez, Türkiye’nin kredi notunu değerlendirdi.

TÜRKİYE’YE BU NOT REVA MI?
banner3

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının, ekonomik ve politik risklerini dikkate alarak ülkelere notlar verdiklerini belirten Ahmet Gülmez, “Kredi derecelendirme kuruluşlarının notları harflerle gösterilir ve A ile D arasındadır. A’lı notlar üst seviye notlardır. AAA, en yüksek; AA biraz düşük, A ise üst seviyenin en düşük notudur. B’li notlar orta seviye notlardır. BBB en yüksek, BB biraz düşüş B ise orta seviyenin en düşük notudur. Ayrıca, BBB’nin altındaki notlar çok yüksek spekülasyonun olduğunu ve ülkenin yatırım yapılamaz seviyede olduğunu gösterir. C’li ve D’li notlar ise bir nevi ülkenin battığını gösterir” açıklamasını yaptı. Yatırımcıların bir ülkeye yatırım yapacaklarında o ülkenin kredi notuna baktıklarının altını çizen Gülmez, “Ülkede seçimlerin zamanında yapılmaması, kısa süreli hükümetler kurulması, koalisyon ortakları arasında çekişmeler, ülkede askeri darbe ihtimali gibi konular politik riskleri; bütçe açığının yüksek olması, cari açığın yüksek olması, kamu borç stokunun yüksek olması, enflasyon ve işsizliğin yüksek olması gibi konular da ekonomik riskleri gösteren başlıca göstergelerdir. Ülke riski (risk primi) ne kadar yüksek ise ülkenin kredi notu da o kadar düşük olur. Bir ülkenin kredi notu düşük ise o ülkeye borç verecek olarak yatırımcılar çekimser davranır; ülke de bu kaynağı kullanmak istiyorsa faiz oranlarını yükseltmek zorunda kalır” ifadelerini kullandı.
Temel ilkeler şeffaflık ve objektiflik…ama? Günümüzde, dünyada yüzü aşkın kredi derecelendirme kuruluşu olmasına rağmen bunlardan dünya çapında söz sahibi olanları sayısı beşi geçmeyeceğini söyleyen Gülmez, “Hepsi ABD
menşeili olan Standard and Poors (S&P), Moody’s ve Fitch en önemli olanlarıdır. Bu üç kredi kuruluşu faaliyetlerinde oligopol piyasası özellikleri gösterirler. Oligopol piyasasında firmalar birbirleri ile rekabet edebilecekleri gibi, açık veya gizli anlaşma yolunu seçip ortak hareket de edebilirler. Bu üç önemli kredi kuruluşu incelendiğinde birlikte hareket ettikleri açık bir şekilde görülmektedir. Ülkeler uluslararası piyasadan sermaye çekebilmeleri için kredi
duruluşlarına başvurup kendilerini notlamasını isterler. Bunun için özel sermayeli olan bu kredi derecelendirme kuruluşlarına hazinelerinden ödeme yaparlar. Kredi derecelendirme kuruluşları da objektiflik, şeffaflık gibi ilkeleri çerçevesinde ülkelere not verirler. Peki gerçekte olan böyle midir? Kredi derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdikleri notlar objektif midir? Bu sorunun cevabını bulabilmek için Türkiye’ye verilen notlara bakılabilir” dedi.
1992’den bugüne Türkiye hiç gelişmedi mi? 1992 yılından 2002 yılına kadar üç büyük kredi kuruluşunun (S&P, Moody’s ve Fitch) Türkiye notu dalgalanmakla birlikte aşağıda doğru seyir izlemiştir. Özellikle 2001 yılında
%9,5’lik küçülme, yüksek cari açık ve devalüasyon Türkiye’nin kredi notunun dip yapmasına sebep olmuştur. 2002 yılından sonra 2008 yılına kadar ekonomik ve siyasal istikrar sonucu Türkiye’nin kredi notu yükselme trendini sürdürmüştür. 2008 küresel finansal krizin Türkiye’ye yansıması reel sektörde olmuş, ihracattaki azalma sonucu 2009 yılında Türkiye yaklaşık %4,7 küçülmüştür. Bu durum Türkiye’nin kredi notuna yansımış ve geçici olarak
notu düşürmüştür. 2010 yılından yüksek oranda büyüyen Türkiye, takip eden yıllarda da büyümesine devam etmiş ve 2012 yılında yatırım yapılabilir ülke konumuna yükselmiştir. 2016 yılında yatırım yapılamaz ülke notu verilen Türkiye’ye en düşük not ise 2019 yılında verilmiştir. 2019 yılında Türkiye’ye verilen not 1992 yılında verilen notun çok altındadır” şeklinde açıkladı. Türkiye’ye ilk not verdikleri 1992 yılında Türkiye’nin kredi notu yatırım yapılabilir seviyede olduğunu belirten Gülmez, 2000 yılına gelindiğinde her üç kuruluşun Tükiye’ye verdikleri not BBB’nin altında, yani yatırım yapılamaz seviyede olduğunu söyledi. Gülmez, sözlerine, “2013 yılında tekrar yatırım yapılabilir seviyeye çıkan Türkiye’nin notu 2016 yılında yatırım yapılamaz seviyeye düşürülmüştür. 2019 yılında Türkiye’nin kredi notu 1990’lı yılların bile altındadır. Türkiye ekonomisi 1992 yılında günümüze kadar hiç gelişmemiş midir?
Günümüzde Türkiye’de siyasi istikrarsızlık 1990’lı yıllardan daha mı fazladır? Gerçekten uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları objektif mi not vermektedirler, yoksa politik amaçlar doğrultusunda mı not vermektedirler?” dedi. Uluslararası kredi kuruluşlarının Türkiye’ye verdikleri notların hakkaniyete uygun olup olmadığını, diğer ülkelere verdikleri notlarla karşılaştırılarak anlaşılacağını açıklayan Gülmez, “2019 yılında Yunanistan’ın kredi notu Türkiye’den daha yüksektir. Özellikle Yunanistan’da kamu borcunun GSYH’ya oranının %179 olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Aynı şekilde İspanya’da kamu borcunun GSYH içindeki payı %98, İtalya’da %133 olduğunu, fakat bu
ülkelerde kredi notunun Türkiye’den daha yüksek olduğunu görmekteyiz. Romanya’da ise cari açık, bütçe açığı ve kamu borcunun GSYH’ya oranı Türkiye’den daha kötü olmasına rağmen kredi notu Türkiye’den daha iyidir” dedi.
Türkiye’nin notu Tanzanya’nın notu ile aynı 2019 yılında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye verdikleri notlar Nikaragua, Karadağ, Senegal ve Tanzanya’ya verilen notlarla aynı olduğunu vurgulayan
Gülmez, “G-20 içinde olan Türkiye’ye bu ülkeler ile aynı kredi notunu vermek en hafif ifade ile haksızlıktır. Kredi kuruluşları böyle devam ederlerse yatırımcıların güvenini hepten kaybedeceklerdir. S&P, Moody’s ve Fitch 2019 yılında Türkiye’ye tarihinin en düşük notunu vermişler, fakat aynı yıl Japon kredi derecelendirme kuruluşu JCR yatırım yapılabilir ülke notu (BBB-) vermiştir. Demek ki ABD’li bu üç kredi derecelendirme kuruluşu birlikte hareket
etmekte; verdikleri notlar ile bazı ülkeleri cezalandırırken bazı ülkelere ve şirketlere hak etmedikleri yüksek notları vermektedirler” ifadelerini kullandı. Örnek olarak 2008 finans krizini hatırlatan Gülmez, “2008 finans krizinde de çok kötü performans göstermişlerdir. Önce bazı firmalara gereğinden yüksek not vererek yatırımcıları yanıltmışlar, sonra da kriz başladığında notları biranda düşürerek şirketlerin batmasına yol açmışlar ve krizi daha da
derinleştirmişlerdir” şeklinde konuştu. Çin daha önce yaptı, biz şimdi yapıyoruz Son olarak, Çin’in kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurduğunu belirten Gülmez, “Uzun yıllar bu üçlünün subjektif notları ile mücadele eden Çin, en sonunda kendi kredi derecelendirme kuruluşu olan Dagong’u kurmuştur. Türkiye de, son yıllarda kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurma ile ilgili çalışmalar yapmış; nihayet 2019’un son çeyreğinde JCR Avrasya’nın %85’lik hissesini alarak kendi kredi kuruluşuna kavuşmuştur” diyerek yine kötü komşunun mal sahibi yaptığı ifadelerini kullandı.

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2019, 12:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER