ÇARŞI MI, PAZAR MI YOKSA AVM LER Mİ?

Modern insanın en yeni kaçış alternatifleri arasında yer alan Avm (Alışveriş ve yaşam merkezi) leri gerçekten durup soluklanma ve ihtiyaç karşılama yerleri mi yoksa kapitalizmin sinsi hipnoz yöntemlerinden en cezbedici olanı mı?

Bu konu üzerinde kendimce bazı sonuçlara ulaştım… Kalabalığı, neşesi, hüznü, pırıltılı vitrinleri ve göstermeye odaklı yaşamlarıyla bu bir Avm yazısıdır.

İlk olarak nereden girdi bu AVM’ler hayatımıza ve biz nasıl oldu da bu kültürü bu kadar özümsedik sorusuyla başlasak fena olmaz gibime geliyor.

Gelişen çağın, ilerleyen teknolojinin ve günden güne değişen biz insanın doğal getirisi olan Avm’ler 2000'lerin ortasından itibaren cuk diye yaşam alanlarımızın göbeğine oturtulmaya başlandı.

Uğruna koca bir ülkenin devrimin eşiğinden döndüğü avmleri aslında hiçbirimiz istemiyoruz, istemiyoruz da popüler kültürün ve sürü psikolojisinin kolay kıran güçlü baskısı karşısında boynumuzu bükmek, elimizi mecbur etmek durumunda bırakılıyoruz.

Neden mi?

Neden “kolaylık” kolay ulaşılabilirlik, kolay satın alma, kolay izleme, kolay gezme, kolay yeme… kolay kolay kolay… Avm denilen dev robotlar bizi önce kolaycı yapıyor sonra da usul usul kendilerinden bir parçaya dönüştürerek robotlaştırıyor.

Hal böyleyken şu soru aklıma geliyor? Avmler de ne kadar güvendeyiz? Bizden tüm mahremiyetimizi kapıda bırakarak içeri girme koşulu bekleyen avmler o mahremiyete ne kadar saygılı? içinde özgürleştiğimize inandırıldığımız bu hapishanelerin ne kadarı gerçekten bizim? Bana göre ne özgürüz, ne mahremiyetimiz güvence altında, ne de ortada bize ait olan bir şeyler var. Dört bir yanı kameralarla donatılmış, havası, ışığı, yiyeceği, eğlencesi…

Avm’ler bizi robot, biz avmleri insanlaştırıyoruz. İşte avmlerin bize yaptığı tam olarak bu. Peki avm kim? Avm insan, avm devleti, avm yukarıda paketlediğim her şey!

Bizi robot, bizi hazırcı, bizi korkak, bizi kopuk, bizi duygusuz yapıyorlar.

Avml’er sadece bir basamak.

AVM’leri doldurduğumuz apaçık bir gerçek. Bir yıl ölçeğinde, ülkemizin her şehri birlikte düşünülüp hesaplandığında yaklaşık 10 milyar insan AVM’lere akıyor. Hafta sonları hafta içine göre daha fazla tercih ediliyor. AVM’lere gelen tüketicinin dışarıda yemek yeme sıklığı, ayda 8-9, bu sayı giderek artıyor. AVM memnuniyet oranının ise Anadolu’da daha yüksek olduğunu gösteriyor araştırmalar.

Peki! Şehirlerimizin çarşı-pazarları ne durumda?

Avm lerin cazibiyetlerinden sonra çarşı-pazarlarımıza önemli desteği gösteremiyoruz. Çünkü bir markalı ürünü nereden aldığını soran bir kişi “AVM” diyor…

Öbür türlü “Çarşı-Pazar” diyemiyor…

Utanıyor…

Çarşı-Pazar dan aldığı bir ürün belki avm den aldığı o markadan daha sağlam daha kalitelidir.

Herkesin ağzında nerede o eski çarşılar, pazarlar… şimdi bir şey alamıyoruz eski cazibiyeti kalmadı deyip deyip dururuz.

Hep iç çekmeler “Nerede o eski günler”

Yok o eski günler ne gelir, ne de aynısını yaşarız.

Kapitalist düzen aldı başını gitti geçmiş olsun…

Ancak şu var ki olduğumuz şehrin çarşı ve pazarlarını desteklemeliyiz. Oralar bizimdir, bizdendir, komşudur, dosttur, kardeştir. Kendini ait bulduğun yerdir.

Herkes kendi komşusuna sahip çıksın, kardeşine destek olsun…

Hem sen kazan hem şehir kazansın…

Ancak şu da var ki çarşılarımız ve pazarlarımız artık kendilerini güncellesinler, müşterilerin isteklerine cevap verebilme kapasitelerine ulaşsınlar.

Mesela; avm lerdeki gibi satış danışmanları gibi güzel bir dille müşterilerini karşılasınlar.

Amerika’yı tekrardan keşfetmeye gerek yok. Çarşılarımız, pazarlarımız artık canlansın.

Ben mecbur kalmadıkça başka şehirden alışveriş yapmam! Bu konularda ciddi bir milliyetçi tarafım var. Bir ürünü başka şehirde daha uyguna bulabilirsin ancak ufak bir rakam varsa kendi şehrini tercih etmelisin.

Şehrin kazanmazsa sen de kazanamazsın olduğun yerde sayarsın.

Tabi ki bunların hepsinin aynı anda cereyan etmesi için Şehrin ileri önde gidenleri, siyasileri, bürokratları, iş insanları koordineli çalışması gerekir. Ama cidden çalışın sadece haber olsun diye toplanmayın!

3 kuruş fazla olsun şehrimin olsun.

Kalın Sağlıcakla…

YORUM EKLE