Bütçe Açığı ve Vergi Ahlakı

TBMM’de 2019 yılı bütçesinin görüşmeleri devam ediyor. Görüşmelerin ilk günü hükûmet adına Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak bütçeye dair sunum yaptı. Sunumunda dikkat celbeden pek çok rakam ve hedef vardı. Büyüme, işsizlik, cari açık gibi birçok önemli konuda belirlenen hedefleri açıladı. Bu rakamlar arasında mühim bir konu başlığı da bütçe açığı. Bakan Albayrak sunumunda bütçe açığının 2018 yılı sonu itibariyle 72,1 milyar TL olarak hedeflenen bütçe açığının 2019'da ise 80,6 milyar TL olmasını öngördüklerini açıkladı. Bu arada 2017 yılında bütçe açığı 46,9 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Yeni Ekonomik Programa göre bütçe açığı 2020 yılında 98.1 milyar TL, 2021’de ise 97 milyar TL olarak hedefleniyor. Yani her şey planlandığı gibi olursa 2017-2021 yılları arası 5 yıl içerisinde bütçe açığı 394,7 milyar TL olacak. Yani devletimiz bu beş yıl için iç veya dış piyasadan bu açığı borçlanacak.

Kamu idaresi vergi gelirlerinin yanında diğer bazı gelir kaynaklarından topladığı parayı, personel, yatırımlar, sosyal yardımlar, faiz giderleri gibi kalemler için harcar.  Gelirlerin, giderlerin altında kaldığı durumda aradaki farka bütçe açığı diyoruz. Bu açık bir yerden finanse edilmek zorunda. Açık vermemek ya da bu açığı azaltmak için ya giderleri azaltacağız ya da gelirleri arttıracağız. Gelir kalemlerine baktığımızda en önemli kaynağın vergi gelirleri olduğunu görüyoruz. 2018 bütçesi içerisinde vergi gelirler toplam gelirlerin %86’ısını oluşturuyor.

İşin diğer bir boyutu daha var ki o da Türkiye’de mevcut ekonomiye oranı üzerinde tartışma devam eden, kayıt dışı ekonomi.  Adı üstünde kayıt dışı net rakamların belirlenmesi kolay olmasa da kayıt dışı ekonominin GSYİH’ya oranının %30’larda olduğu düşünülüyor. OECD ülkelerinin ortalamasının %17 olduğu düşünüldüğünde çok yüksek. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ikinci 100 günlük eylem planında “Kayıt Dışı Ekonomi İle Mücadele Eylem Planı”nın hazırlanacağını açıkladı. Yaklaşık 3,7 trilyon TL olan GSYİM’nın %30’u çok düz hesapta 1,1 trilyon TL yapar. Kayıt dışının 0 olduğu bir ekonomi de yani bu yaklaşık 1,1 trilyon TL’nin de kayıt altına alındığını farz edersek ve bu rakamdan çok kaba bir hesap olarak %20 vergi alsak 220 milyar TL yapar. Yıllık bütçe açığı rakamları üzerinde bunu düşündüğümüzde, yıllık ortalama olarak 100 milyar TL’nin üzerinde fazla veren bir ekonomi oluruz. Kayıt dışının sıfırlanması ihtimali elbette ki imkânsız. Fakat en azından OECD ortalaması olan %17-18’lere indirilebilse bu aradaki kayıt altına alınan fark dahi bütçe açığımızı sıfırlayacak bir boyuta ulaşabilir.

Peki kayıt dışını düşürmek için neler yapabiliriz? Bu da herhalde her konuda olduğu gibi ahlakı yerleştirmekle olacak. Vergi kaybının devletten çalınan bir para olduğu ve kul hakkı olduğunu insanlarımıza hep birlikte tekrar hatırlatmak, toplumumuza vergi bilinci kazandırmak zorundayız. Hepimizin bildiği gibi kayıt dışı ekonominin temel göstergesi fiş/fatura almamak ya da vermemek. Bu konuda vatandaş olarak çok hassas olmadığımız da bir gerçek. Satıcılar fiş, fatura vermeye çekiniyorlar, zira vermedikleri her faturada ödemeleri gereken vergi ceplerine kalıyor. Buna karşın vatandaşın da fatura isteme gibi bir alışkanlığı yok. Alınmayan her fiş ve fatura karşılığında ödediğimiz para, satıcının tahsil ettiği ancak devlete beyan etmediği KDV ve yine devlete beyan etmediği geliri demek. Bu da devletin o işlemden vergi tahsil edememesi, bu da devletin gelirlerinin düşmesi, bütçe açığının çoğalması ve devletin bu ihtiyacını faizle borçlanması demek.

Unutmayalım, almadığımız her fatura/fiş ile devletimizi faize muhtaç ediyoruz!

 

YORUM EKLE